<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034</id><updated>2012-02-01T04:23:48.341+02:00</updated><category term='bolu'/><category term='istanbul'/><category term='dua'/><category term='mim'/><category term='ruby yazıları'/><category term='izmit'/><category term='dear diary'/><category term='iktibas'/><category term='psikiyatri'/><category term='diyalog'/><category term='nöbet'/><category term='rüya'/><category term='okul mokul'/><category term='doğum günü'/><category term='mq yazıları'/><title type='text'>iki dostun yeri</title><subtitle type='html'>2006'dan beri</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>89</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-596966094773101099</id><published>2012-01-12T01:44:00.003+02:00</published><updated>2012-01-12T01:44:41.449+02:00</updated><title type='text'>Sinem</title><content type='html'>Salıncakta sallanmayı çok severdim.&amp;nbsp;Fırat'ı beklediğimiz zamanlar daha çok salıncağa biniyordum, çünkü sevmediğim bir şey varsa o da beklemektir. Sallanırken yüzümü gökyüzüne döner, aşağıda denizlere akan nehirler, ağlayan çayırlar hayal ederdim. Yüzümü gökyüzüne döner, giderek hızlanırdım. Yüzümü gökyüzüne döner, gözlerimi kapatırdım. Yüzümü gökyüzüne döner, yağmur yağmasını dilerdim.Yüzümü gökyüzüne döner, rüzgara karışırdım... Sonra bir gün Fırat geldi, ben 100 yaşında falandım. Büyükler yaşımı söylediğimde gülüyorlardı ama bence bu hiç de gülünecek bir şey değildi. Kendimi bildim bileli vardım ve bu süre öyle 5-6 x 365 günden çok daha uzun geliyordu. Bazen güneş doğdu mu batmak bilmezdi o zamanlar. Günler daha uzundu sanki. Annem pek hatırlamaz o zamanları. Benim çocukluğuma dair hatırladığı şeyler bile hep Fırat'la ilgili. Fırat gelmeden önce evimizde bir çocuk odası da yoktu. Annem bazen beni hiç görmüyor gibi olurdu. Yeni başlayan bir masal gibiydim; bir vardım, bir yoktum. Karnım acıkınca mutfakta çekmeceleri karıştırır, bisküvi falan aradım. Hemen doyardım zaten, bir negroyu bitiremez, yarısını peçeyete sarıp sonraki gün için saklardım.&amp;nbsp;Bazı geceler annem beni yatırmayı da unuturdu. &amp;nbsp;Bazen kitapların resimlerine bakarak hikayeler uydururdum, sonra kütüphanede tozlanan kitapları silerdim, bazen de televizyonun önünde uyuyakalana kadar bütün gece reality showlarda öldürdüğü adamın etlerini komşularına dağıtan katilleri, 25 yerinden bıçaklanıp gömülen kadınları, uykusunda boğazlanan yaşlı çiftleri, bilezikleri için elleri kesinlen kadınları falan seyrederdim. Favorim koli bantlı katildi. Kurbanlarını koli bantı ile sardığı kolilere koyuyor sonra da kolilerin adresini polise gönderiyordu. Ya da buna benzer bir şeydi. Fırat o zamanlar daha bebek olmasa hatırlardı belki. Ama daha bebekti ve hiç bir şeyden anlamıyordu, üstelik o geldikten sonra artık evde eskisi kadar özgür değildim. Annem hızla değişmişti, artık beni gözünün önünden hiç ayırmıyordu. Bizimle&amp;nbsp;beraberken çok mutluydu, bütün dünyası bizdik sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Önemli Not:&amp;nbsp;Hikayenin önceki bölümlerinde yazar ruby iken, mq can sıkıntısından hikayeye dahil olmuş ve yukarıdaki bölümü yazmıştır...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-596966094773101099?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/596966094773101099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=596966094773101099&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/596966094773101099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/596966094773101099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2012/01/sinem.html' title='Sinem'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-7902526136892667476</id><published>2011-12-13T15:01:00.002+02:00</published><updated>2011-12-13T15:58:57.705+02:00</updated><title type='text'>selim bey</title><content type='html'>ayla ile 1972'de evlendik. büyük halamın eşinin bir akrabasıydı. huyu huyuna, suyu suyuna uygun, yaşları da müsait, selim'le ayla'yı tanıştıralım, ne dersin demiş halam anneme. o da: ben karışmam, babası bilir demiş. hep öyleydi anneciğim. önemli mevzularda, babanıza sorun ben karışmam derdi hep. sen bilirsin evladım ben karışmam derdi mesela. sanki karar ne olursa olsun kabulüydü. etliye sütlüye karışmadan, köşesinden izledi dünyayı, sessiz sedasız bir ömrü tüketti ve vakit tamam olunca da yine öyle sessizce göç edip gitti. nasıl yaşarsa öyle ölürmüş insan, hakikatli bir söz vesselam. mekanı cennet olsun. ne diyordum, efendim işte rahmetli babam, olur deyince tanıştırdılar aylayla bizi, birkaç kere görüştük. beğenmiştim ayla'yı. akıllıydı bir kere. bir şey anlatırken can kulağıyla dinliyordu beni, aklına yatmayan bir taraf olursa münasip bir dille soruyordu. iyi bir aile terbiyesi almıştı, belliydi. pek naif, pek kırılgandı yalnız. bir şey derim de kırılır, üzülür diye epeyce tedirgin olmuştum başlarda. sonra sonra alıştım, sevdim bile bu kırılganlığını. annesinin kanatlarının altından henüz çıkmamış, sert, soğuk rüzgarları hiç görmemiş, ürkek, küçük bir kuş gibiydi. işte olurdu, olmazdı, erkendi, geçti derken gönlünü yaptım bu ürkek kuşun. anne, babasının yuvasından uçtu geldi, kanatlarımın altına sokuldu. temmuzdu. havalar sıcaktı. ev geçindirmek zordu. memleketin gidişatı pek iyi değildi. ama şikayetçi değildik, bunalmıyorduk. kalbimizin içi serindi bir kere. zahmet olacaktı elbet, rahmet olsun diye. hem kim yaşamış ömrü boyunca gülistan içinde. cennet mi burası birader? ama cennetten bir köşe oluyor burada da istersen. boşuna sokaklarda dolaşıp durma avare avare. cenneti sokakta bulamazsın. demişler işte: dünyada huzurlu bir yuva cennetten bir köşedir. öyle biri demiş ki, o ne demişse doğrudur.&lt;br /&gt;işte efendim, uzatmayayım, aylayla bizim küçük mütevazi yuvamız da öyle cennet köşelerinden bir köşeydi. bir insan işten eve dönüyor diye mutluysa ve sabah işe giderken de sanki memleketinden ayrılıp yabancı diyarlara gidiyormuş gibi kederliyse işte o insan evinde ailesiyle mutlu bir insandır. öyleydim. ayla da öyleydi. öyleydi de yanmakta olan bir mumun ışığı nasıl zamanla cılızlaşır, sönmeye yüz tutar, aylanın gülen gözlerinin ışığı da zamanla zayıfladı, zayıfladı, nihayetinde kendini bile aydınlatmayan iki kara çukur oldu gözleri. noldu ayla, neyin var diyordum. hiç, iyiyim ben, diyordu. canını sıkan bir şey mi var, diyordum. yok, ne olabilir ki, diyordu. tek başına sıkılıyorsan, anneni çağıralım istersen diyordum. hayır, gerek yok, diyordu. her şey yolundaydı, sorun yoktu, endişelenmeme gerek yoktu. böyle diyordu ayla. geçer diyordu. geçmedi.&lt;br /&gt;oyalanacak bir şeyler arıyordu hissediyordum. kitaplar bir yere kadardı, gezmeler bir yere kadar. ev işlerini çabucak bitiriverirdi, el işlerini ise pek beceremezdi. koca bir gün kalıyor geriye, sıkılır insan haklıydı. &lt;br /&gt;hiç dememişti, bizim de bir çocuğumuz olsaydı keşke, dedi bir gün. keşke, dedim. olsaydı ama olmadı işte. olur belki yine de dedim. sonra sustuk. ümit, ümitsizlik, tevekkül, hüzün gibi duyguların, içinde oradan oraya savrulduğu bir rüzgar esti bir an odada. sonra ben gazeteme döndüm. ayla mutfağa gitti. o günden sonra da bu konuyu ne o ne ben hiç açmadık.&lt;br /&gt;açmadık da iyi mi oldu bilmiyorum. bir şeyler oldu ayla'ya. garip bir şeyler. önce içine kapandı iyice. evden dışarı çıkmıyordu hiç. bir gün bile dışarı çıkalım, sıkıldım demiyordu. aramaz sormaz oldu arkadaşlarını, eşini dostunu. onlar arayıp, çağırdığında da hep bir mazereti oluyordu: çok yorgundu, biraz üşütmüştü, hastaydı, çok işi vardı, başka bir zaman inşaallah'tı. &lt;br /&gt;sonra daha garip şeyler oldu. baktım çalışma odası olan küçük oda bebek bezleriyle dolu. ayla bunlar ne, dedim. fırat'ın bezleri, dedi. fırat kim, dedim. bir arkadaşı vardı liseden, dilek. ayladan bir kaç yıl evvel evlenmiş, bir oğlu olmuştu, biliyordum. arada gelirdi bize. dilek'in oğlu mu, dedim. evet dilek, dedi. dilek unutmuş da, dedi. iyi peki dedim ama bu kadar çok bebek bezini niye yanında taşıdığına da bir anlam veremedim dileğin. &lt;br /&gt;anlamı da yokmuş zaten, çıktı sonra ortaya. önce küçük oda bebek bezlerinden başka, oyuncaklar, erkek bebek kıyafetleri, plastik toplarla doldu. ayla'ya sorsan her Allahın günü dilek geliyor, unutup gidiyordu bunları. gelince versene, diyordum. unutmuşum, diyordu. böyle değildi işin aslı anlamıştım. dilek'in kocasını gördüm bir gün iş dönüşü yolda. nasılsın, iyi misin, görüşemedik ne zamandır, fırat ne yapıyor derken, fırat kim dedi. sizin ufaklık işte dedim. adı ömer dedi. hay allah dedim, aklımda fırat kalmış, nerden kaldıysa, görüşmeye görüşmeye unuttuk tabi, oturmaya gelin bir akşam deyip, koşa koşa eve gittim.&lt;br /&gt;yemek yapıyordu ayla. nefes nefese daldım mutfağa. arkasını döndü, korktu beni öyle görünce. sandalyeye oturdum. yüzüne baktım. elini önlüğüne sildi. geldi yanıma, elimi tuttu. noldu dedi. fırat kim ayla, dedim. tutamadım kendimi ağlamaya başladım. yere çömeldi. yüzünü kapattı elleriyle. hıçkırarak ağlamaya başladı ayla da.&lt;br /&gt;sonrası hastaneler, doktorlar, hemşireler, tetkikler, teşhisler, ilaç tedavileri, yatak istirahatleri, hava değişimleri..&lt;br /&gt;şizofreni dediler.&lt;br /&gt;ayla yüz kişiden biriydi. şizofreni yüzde bir sıklıkta görülür. kadın ve erkeklerde eşit sıklıktadır. hastanın gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuştur. ayla gerçeği doğru değerlendiremiyordu. fırat yoktu. ayla var sanıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-7902526136892667476?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/7902526136892667476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=7902526136892667476&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7902526136892667476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7902526136892667476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/12/selim-bey.html' title='selim bey'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2829348365465179295</id><published>2011-11-01T13:20:00.002+02:00</published><updated>2011-11-01T13:24:58.264+02:00</updated><title type='text'>ayla hanım</title><content type='html'>fırat 1979 ağustosunda doğdu. sinem'den beş yıl sonra. ne çok sevinmiştik. çok sıcak bir yaz günüydü. ya çarşamba ya perşembe olacak. selim bey tapu kadastro'da şef olmuştu evvelki yıl. bahçedeki erik ağacına salıncak kurmuştuk sinem için. hiç arkadaşı olmadığından ya bütün gün salıncakta sallanır yada kitaplıktaki dergilerin resimlerini incelerdi uzun uzun. bitirince tekrar başa dönerdi. bazen kendi kendine resimlerle ilgili hikayeler anlatırken görürdüm salonun aralık kalmış kapısından. selim bey'e, sinem kendi kendine konuşuyor demiştim de, küçük çocuklarda tabi bir davranış bu, bir çeşit oyun demişti, bir sağlık mecmuasında okumuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sinem fırat'ın doğmasına yakın her sabah kalkar kalkmaz yanıma gelir, bugün de gelmedi mi fırat deyip yüzünü buruşturur, doğru bahçeye çıkıp salıncağına biner, hızlı hızlı sallanırdı uzun zaman. düşeceksin demek fayda etmez, ancak yarın gelecekmiş fırat deyince yavaşlardı. hastaneye gittiğimiz gün sinem'i asude hanımlara bırakmıştık. akşama kadar pencere kenarında oturup bizi beklemiş, öyle söylemişti asude hanım. ertesi gün kucağımda fırat'la döndüğümüzde, çenesini ellerinin arasına almış, kaşlarını çatmış, dalgın dalgın bakıyordu yine pencereden. babası fırat'ı kaldırıp göstermiş, eliyle gel demişti de, bir süre yine öyle manasız bir şekilde bakmış, sonra da sanki bizi görmüyormuş gibi yine orada öylece oturmaya devam etmişti. asude hanıma telefon edip getirtmiştik en sonunda da, sanki fırat'ın gelmesini en çok bekleyen o değilmiş gibi, sadece uzaktan bir kaç kez bakmış, sonra da: bu fırat çirkin, yarın başkasını alın demişti. ne gülmüştük. ilerleyen günlerde de pek bakmadı fırat'ın yüzüne. niye kardeşinle oynamıyorsun deyince, o hiçbir şeyden anlamıyor, tek yaptığı uyumak, süt içmek ve altına yapmak demişti bir keresinde. çocuk işte. belki kıskançlıktı belki evin çok sevilen tek çocuğuyken, iki çocuğundan biri olmak üzmüştü onu, belki de gelir gelmez birlikte bahçede koşturup oynayacağı birini bekliyordu da hayal kırıklığına uğramıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ertesi yıl okula başladı sinem. fırat'ı daha az görür ama daha çok sever oldu. yıllar geçtikçe bu böyle devam etti. okumak için, iş için birbirlerinden uzaklaştıkça daha çok sevdiler, daha çok bağlandılar birbirlerine. gizli bir anlaşma yapmışlardı sanki. daha çok seven daha uzağa gider anlaşması. sinem okudu, evlendi, amerika'ya gitti. ilk giden fırat'tı aslında. tıp fakültesini kazanıp istanbul'a giden, evden ilk uzaklaşan o olmuştu. sevinsek mi üzülsek mi bilememiştik. buruk bir sevinçte karar kılmıştık. çok dayanamadık ayrılığa gerçi, selim bey emekliliğini istedi. bir yaz tatilinde eşyaları topladık, bahçedeki salıncağı söktük, erik ağacındaki erikleri toplayıp komşulara dağıttık. hepsiyle vedalaşıp, istanbul'a doğru yola koyulduk. sevinçliydik, fırat'a kavuşacaktık, artık sadece yaz tatillerinde görmeyecektik onu, hem istanbul çok güzelmiş, bol bol gezerdik. gezerdik de, öyle değildi işte. araba mahalleden uzaklaşırken, dönüp arkama bakınca asude hanım'la cemal bey'i, cahide hanım'la kızı nermin'i, orhan bey'i el sallarken görünce bir garip olmuştum. selim bey'e dönüp ağlamaklı bir sesle: erik ağacı da iyiydi, bahçedeki salıncak, asude hanım hepsi iyiydi, gitmesek mi demişim. hala söyler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2829348365465179295?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2829348365465179295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2829348365465179295&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2829348365465179295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2829348365465179295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/11/ayla-hanm.html' title='ayla hanım'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5107618212223420041</id><published>2011-10-07T11:03:00.002+03:00</published><updated>2011-10-07T11:14:33.191+03:00</updated><title type='text'>murat oran ve ailesinin aşırı enteresan hikayesi</title><content type='html'>-iyi günler, bir randevu almak istiyorum&lt;br /&gt;-evet,bir dakika... 2 kasım sizin için uygun mu?&lt;br /&gt;-evet&lt;br /&gt;-pekala, isminiz ve telefon numaranızı alabilir miyim&lt;br /&gt;-murat oran, 05267568572.&lt;br /&gt;-teşekkürler murat bey. randevu tarihiniz 2 kasım perşembe, saat 10:00. sormak istediğiniz bir şey?&lt;br /&gt;-yok, teşekkürler.&lt;br /&gt;-iyi günler efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 kasım perşembe, saat  9:00&lt;br /&gt;(yıldız pastanesi)&lt;br /&gt;-bir zeytinli poğaça, bir simit.&lt;br /&gt;-buyrun&lt;br /&gt;-ne kadar&lt;br /&gt;-4 lira efendim.&lt;br /&gt;-iyi günler&lt;br /&gt;-size de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 kasım perşembe, saat 9:30&lt;br /&gt;(sahilde bir bank)&lt;br /&gt;-abi boyayayım mı&lt;br /&gt;-yok sağol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-selpak ister misin beyim?&lt;br /&gt;-yok istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-sıcak çay, tavşan kanı.. çaycııı..&lt;br /&gt;-delikanlı.. bi çay versene&lt;br /&gt;-hemen abi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 kasım perşembe, saat 9:55&lt;br /&gt;erenköy - kurtuluş apartmanı&lt;br /&gt;asansör.. 2. kat..&lt;br /&gt;-murat bey? murat oran değil mi?&lt;br /&gt;-evet benim. &lt;br /&gt;-buyrun içeri geçebilirsiniz. doktor hanım sizi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-hoşgeldiniz murat bey, oturun lütfen.&lt;br /&gt;-hoş bulduk.&lt;br /&gt;-kahve yada çay ister misiniz?&lt;br /&gt;-ee, hayır teşekkürler.&lt;br /&gt;-peki. nasılsınız?&lt;br /&gt;-:)&lt;br /&gt;-:)&lt;br /&gt;öyleyse  şu soruya geçiyorum. nasıl yardımcı olabilirim?&lt;br /&gt;-sanırım olamazsınız.&lt;br /&gt;-emin misiniz?&lt;br /&gt;-evet.&lt;br /&gt;-yardımcı olamayacağından emin olduğunuz birine , edemediği yardımlardan ötürü para ödemek durumunda olduğunuzu biliyorsunuz ama yine de geldiniz. doğru mu?&lt;br /&gt;-değil. &lt;br /&gt;-yani para ödemek zorunda olmadığınızı söylüyorsunuz.&lt;br /&gt;-hayır gelmedim demek istiyorum.&lt;br /&gt;-ee, murat bey, şimdi burada karşımda oturuyorsunuz. daha önce yani beş dakika önce orada değildiniz. dolayısıyla karşımda oturduğunuz yere  başka bir yerden yürüyerek, taksiyle  yada kendi aracınızla geldiniz. bu da mı doğru değil?&lt;br /&gt;-evet değil. yani tam olarak değil. ben gelmedim. aslında şey. geldim ama  bu ben değilim. başka biri. gelmeyi o istedi. onun yaptıklarından ben sorumlu tutulmamalıyım. o kedileri seviyor mesela, ben sevmem. tarhana çorbasını sevmiyor, ben çok severim. sahilde otururken selpak satan kadınlardan hiç selpak almıyor. ben hep alırım. acımasız biri. zeytinli poğaça yiyor bi de sabahları. zeytinli poğaça mı olur hiç. poğaça sade olmalı. yada en fazla patatesli.&lt;br /&gt;-anlıyorum. &lt;br /&gt;-bu adamın benimle alakası yok. kimse benim o olduğumu iddia edemez. zaten annem   de : sende bir gariplik var, dedi geçen. kirli çoraplarımı kirli sepetine atmışım. hiç yapmam. annem de anladı bu adamın ben olmadığını.&lt;br /&gt;-kim bu adam sizce murat bey?&lt;br /&gt;-adı fırat galiba. yani bazen benim adımı kullanıyor bazen de ben fırat aran diyor, kendini tanıtırken.&lt;br /&gt;-hımm, peki ne zamandan beri sizinle birlikte, yani iki tane siz varmış gibi?&lt;br /&gt;-nisandan beri. geçtiğimiz nisan&lt;br /&gt;-nisanda önemli bir şey mi oldu? yani bir yakınınızı kaybetmiş olabilirsiniz, yada bir hastalık, siz yada yakınlarınızdan birinin yakalandığı, yada ekonomik bir bunalım, işle ilgili can sıkıcı, çözemediğiniz bir mesele mesela?&lt;br /&gt;-hayır böyle şeyler olmadı. önemli bir şey olmadı. hatta gayet önemsiz bir şey sonrasında oldu bu adamın gelişi. cumartesi günüydü. gazete ve çikolata, sakız, kola filan almak için bakkala gitmiştim. dönüşte oldu. &lt;br /&gt;-noldu tam olarak?&lt;br /&gt;-tam köşeyi döndüm. gazeteye bakıyordum bu arada, bir de sakızlardan birini ağzıma atmıştım bakkaldan çıkınca, köşeyi dönerken de kolayı açıp içmeye başladım. gazetede CERN deki bilimadamlarının dünyayı sarsacak bir şey buldukları ama dünyaya açıklamadıkları, evrenin %3 ünün madde geri kalanının enerji yada tam olarak ne oldugu bilinmediği için kara madde denilen bir şey olduğu, nötrinoların ışıktan hızlı gittiğinin ortaya çıktığı, geçmişe dönüşün mümkün olduğu, e=mc.c nin fasa fiso olduğunu filan okuyordum. baya etkilenmiştim, iyi hatırlıyorum. aynı anda sakız çiğneyip, kola içiyor, bir yandan gazete okuyor, bir yandan cern'in açılımını düşünüyor ve köşeyi dönüyordum ki, aydın amcayla karşılaştım. &lt;br /&gt;-aydın bey?&lt;br /&gt;-aydın amca bizim apartmanda oturuyor yani oturuyordu, emekli elektronik mühendisi. hiç evlenmemiş. biraz değişikti ama iyi kek yapardı. işte köşeyi döndüm ve aydın amcayla karşılaştım. daha doğrusu aynı anda köşeyi döndük. ve çarpıştık doğal olarak. bu ansızın çarpışmadan doğan enerjiyle sakızı yuttum, ağzımdaki son kola yudumunu aydın amcanın yüzüne fışkırttım, gazete elimden düştü.  bu kadarla kalsa iyiydi. aydın amca yere yığıldı bir de. evet kötü çarpışmıştık, evet baya yaşlıydı kendisi ama yere yığılması da biraz fazla olmuştu bence. kaldırmaya çalıştım ama beceremedim. sanki yere zımbalanmıştı. kaç kere seslendim. aydın amca kalksana ya, amma da ağırdan aldın bile dedim en sonunda dayanamayıp. tık yoktu. kalbi mi vardı acaba dedim, dinledim. gerçekten tık yoktu. adam ölmüştü. &lt;br /&gt;-sonra?&lt;br /&gt;-sonra eve gittim.&lt;br /&gt;-aydın bey?&lt;br /&gt;-aydın bey eve gitmedi doğal olarak. yakınlarına haber verdik. geldiler, cenaze işleri filan. akut myokard enfarktüsü geçirmiş. öyle demiş 112 den gelen doktor.&lt;br /&gt;-o gün önemli bir şey olmadı demiştiniz. aydın beyin ölümü, hem de olağandışı bir şekilde, sizce önemli değil mi?&lt;br /&gt;-bilmem. yani onun açısından önemli tabi. o gün bu dünyadan ayrıldığı gün. gerçi öbür dünyaya inanıyor muydu bilmiyorum ama sonuçta artık burada olmadığına göre başka bir yerde olduğu kesin. belki de peynirli dereotlu bir kekin içindeki kabartma tozuna dönüşmüştür.&lt;br /&gt;-:) peki sonra ne oldu yani eve gittikten sonra , fırat’ın gelmesi ne zamana rastlıyor?&lt;br /&gt;-eve gidince, biraz daha gazete okudum, kalan kolayı bitirdim. televizyonda magazin programlarına baktım. bir dizi oyuncusunun evine gitmişler, buzdolabını karıştırıyorlardı. tam sunucu kadına : buradaki erik suyunu  siz mi yaptınız, diye sormuştu ki uyuyakalmışım.  cevabı hiç bir zaman öğrenemedim. google'dan da arattım oysa o kadar, tuğba günsal, erik suyu, çat kapı programı filan diye. saçma sapan şeyler çıktı. neyse işte uyandıktan sonra oldu.&lt;br /&gt;-ne oldu?&lt;br /&gt;-fırat aran'ın gelişi.&lt;br /&gt;-nasıl oldu tam olarak?&lt;br /&gt;-banyoya gitmiştim, yüzümü yıkamak için. telefon çaldı. annem telefona bak oğlum diye seslendi mutfaktan, yemek yapıyordu heralde. açtım telefonu. naber fırat dedi bir kız. bir yanlışlık oldu sanırım ben değilim dedim. güldü. niye gelmedin bu gün dershaneye dedi. yağ asitlerinin oksidasyonunu anlattı hoca. iyi güzel de ben arkadaşınız değilim  dedim. ya dedi, tamam uzatma, kızdın bize ama nerden bilelim senin bu kadar alıngan olduğunu, hem özür diledik ya. sen de çok büyüttün ama. şaka yaptık sadece ne var bunda. yarın gel mutlaka dershaneye, az kaldı sınava bak, hem proteinlerin posttranslasyonel modifikasyonunu anlatacak hoca, kaçırma bence.&lt;br /&gt;- iyi tamam dedim. dershane nerdeydi bu arada, gelmeye gelmeye yerini unuttum diye attım.&lt;br /&gt;- ha ha. alemsin fırat, tusdata kadıköy şubesi, yeliz dersin, beni gösterirler. ben seni sınıfına götürürüm merak etme. of ya iyi dalga geçtin, alacağın olsun. hadi görüşürüz.&lt;br /&gt;- iyi tamam görüşürüz dedim.&lt;br /&gt;dedim de. ne görüşmesi, ne tusdatası ne kadıköyü, ne fıratı. kim bu kız. proteinlerin posttransbilmemneyi. gidip bi daha yıkadım yüzümü. iyice kendime geleyim diye. gelmiştim de baya kendime. yani en fazla o kadar gelebiliyordum zaten. neyse dedim. bana ne. heralde arkadaşının sesine çok benziyor sesim. salona geçtim. masayı hazırlamıştı annem. oo kek mi yaptın anne dedim. yok oğlum, aydın amcan getirmiş. sabah yumurta istemişti yapmak için. öğleden sonra hem yumurtayı getirmiş, hem kek. kibar adam. &lt;br /&gt;-aydın amca mı? aydın amca ölmedi mi? &lt;br /&gt;-aa ne ölmesi. nerden çıkardın. &lt;br /&gt;-ya hani çarpıştık biz onunla köşede, akut myokard enfaktüsü geçirdi, ölmüş, yakınları geldiler, cenaze filan.&lt;br /&gt;-oğlum sana kaç kere sabaha kadar ders çalışma, kötü olacak sonunda diyorum, tamam sınavsa sınav ama her şeyin bir sınırı var. abartma bu kadar.&lt;br /&gt;-ya ne sınavı anne. &lt;br /&gt;-al işte, böyle deyince de kötü oluyoruz. &lt;br /&gt;-efendim?&lt;br /&gt;- tamam çalış ama uykunu da al. sonra böyle hayalet gibi dolaşıyorsun,  o kadar şey ezberleyince tabi, kafanda yer kalmadı. aydın amca ölmüşmüş. neyse neyse. git dolaptan  erik suyunu getir.&lt;br /&gt;mutfağa gittim. kendimi çok kötü hissetmeye başlamıştım. erik suyunu aldım dolaptan. salona götürdüm. birden aklıma magazin programı geldi. kim yaptı bu erik suyunu dedim.&lt;br /&gt;-kim yapacak ben yaptım tabi, dedi annem. bazen çok garip oluyorsun fırat dedi sonra da.&lt;br /&gt;-fırat mı dedim. fırat öyle mi. ben fıratım yani. bu erik suyunu sen yaptın. tusdata kadıköy yani. aydın amca ölmedi kek yaptı. bazen çok garip oluyorum, bazense çok alınganım. fıratım ben yani şimdi.&lt;br /&gt;annem gözlerini kocaman açmış, yüzünde birazdan feryat figan ağlamaya başlayacakmış gibi bir ifadeyle bir süre sessizce yüzüme baktı.sonra,&lt;br /&gt;-oğlum git biraz hava al, açılırsın dedi. git arkadaşlarınla filan buluş, sinemaya gidin ne bileyim halı saha maçı filan yapın hadi, dedi.&lt;br /&gt;işte fırat o gün geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-devam edecek-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5107618212223420041?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5107618212223420041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5107618212223420041&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5107618212223420041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5107618212223420041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/10/murat-oran-ve-ailesinin-asr-enteresan.html' title='murat oran ve ailesinin aşırı enteresan hikayesi'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3754608660814269914</id><published>2011-09-02T19:27:00.002+03:00</published><updated>2011-09-02T19:45:47.895+03:00</updated><title type='text'>olmayacak şeyler</title><content type='html'>ömer tuğrul inançer ve hüsrev hatemi dedem, mustafa kutlu ve mustafa ulusoy dayım, kemal sayar ve ibrahim tenekeci amcam, metin karabaşoğlu ve mevlana idris abim olsaydı keşke.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3754608660814269914?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3754608660814269914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3754608660814269914&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3754608660814269914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3754608660814269914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/09/olmayacak-seyler.html' title='olmayacak şeyler'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5171721437238687423</id><published>2011-07-16T14:41:00.005+03:00</published><updated>2011-07-16T16:42:58.721+03:00</updated><title type='text'>dönüşüm</title><content type='html'>sıradan bir şekilde başlamış, kelimenin tam anlamıyla diğerlerininkinden hiçbir farkı olmayan şekilde devam etmiş hayatım yirmi haziran 1969 günü ansızın değişti. niye böyle bir şey oldu bilmiyorum. sabah uyandığımda o gün hayatımı değiştirecek olağanüstü bir şeylerin olabileceği içime filan doğmamıştı halbuki. zaten hiçbir zaman böyle şeyler içime doğmaz. o günle ilgili ilk izlenimlerimi bir paragrafla size aktarmama izin verin lütfen (böyle bir cümle kurduğum için kendimden utanıyorum. eskiden olsa, yani hayatım değişmeden önce demek istiyorum, böyle bir şeyi asla yapmazdım. insanlarla konuşurken sürekli izin isteyenlerin çok komik ve aptal göründüğünü düşünürdüm çünkü). işte yirmi haziran 1969 sabahı oldukça nemli ve sıcak bir sabahtı. sıcaklık 104 fahrenheittı. bunun kaç santigrat ettiğini 32 çıkarıp, 100'le çarpıp, 180'e bölerek kolayca bulabilirsiniz. nem ne kadardı bilmiyorum. termometreler sadece sıcaklığı gösteren, hiç de fonksiyonel olmayan aletlerdi o yıllarda. sanırım hala öyle. termometrelerin geliştirilmesi konusunda dünya üzerinde yaygın bir duyarsızlık söz konusu. niye bilmiyorum. sanırım son model bir termometre hava atmak için iyi bir araç değil. her neyse, tekrar belirtmem gerekirse baya sıcak bir gündü. etrafta hiç ağaç olmadığından, gözlemlerime değil tahminlerime dayanarak, rahatlıkla yaprak kıpırdamıyordu diyebilirim. her taraf kırışmış, buruşmuş, oraya buraya dağılmış, yastık kılıfları, çarşaflar, yatak örtüleriyle doluydu. bu odaya yatak odası denmesi kadar saçma bir şey olamazdı. yatak bu ıvır zıvırlardan neredeyse görünmüyordu. yastık, yorgan,çarşaf odası olmuştu resmen oda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durup dinledim. evde ses yoktu. herkes işe gitmişti yine. herkes her gün işe gidiyordu. iki gün filan gitmiyorlardı sadece. o günlerde de televizyonlu odaya gidiyorlardı topluca. oraya da işe gider gibi sabahın köründe gidiyorlar, gece yarısına kadar ne var ne yoksa izliyor, sonra esnemeye başlıyor ve yastık, yorgan odasına kendilerini zor atıyorlardı. ben her gün işe gitmiyordum. buna gerek yoktu çünkü. evdekiler de bunu istemezlerdi zaten. hatta hiç işe gitmememi tercih ederlerdi ama ne yaptılarsa arasıra çalışmama engel olamamışlardı. sonunda buna göz yummaya karar verdiler. işte her şeyin değiştiği o gün, gözlerimi güçlükle açtıktan sonra, on beş gündür filan çalışmadığım için iyice uyuşuklaştığımı düşünerek, hızlı bir hamle yapıp yataktan çıktım ve banyoya doğru ilerledim. bir gariplik vardı sanki. banyoya 3 saniyede gitmem gerekirken, bu yaklaşık 5 dakika sürmüştü. evdekiler sürekli eşyaların yerini değiştirirlerdi. yoksa banyonun da mı yerini değiştirmişlerdi? bir süre olabilir mi diye düşündükten sonra, bunun hiç kimseye hizmet etmeyecek bir değişiklik olacağını düşünüp fikrimi çok saçma buldum. yüzümü yıkadım. bunu genellikle kafamı musluğun altından bir kaç kere hızlıca geçirerek yapıyordum. bunun çok ilkel olduğunu düşünenler olacaktır, haklısınız, ben de tiksiniyorum bazen kendimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra küçük gözlerimle aynaya bir bakış fırlattım. aynaya baktım demiyorum. aynaya genelde bakmazdım. hayır aynalara filan küsmedim. sadece ne kendimin ne başkalarının benim nasıl göründüğümle ilgilendiğini sanmıyordum. ama işte aynaya sadece bir bakış fırlatmamla çığlık atmam bir oldu. şaka tabi. çığlık filan atmadım. çığlık atmam ben. hem hafif bir hareket olduğundan bana yakışmayacağını düşünüyorum hem de türümün çığlık atabilmek gibi bir özelliği yok. sonuçta bir pireyim. evet ben bir pireyim. kolayca anlayın diye bir çırpıda söyledim ama genelde kendimi şöyle takdim ederim:&lt;br /&gt;-memnun oldum madam, bendeniz pulex irritans*&lt;br /&gt;-ah memnun oldum bay irritans.&lt;br /&gt;-pulex deyin lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynada gördüğüm tam olarak şuydu: menkes'in kinky hair sendromuna yakalanmış gibi görünen bir adam. saçlarının, biri onu çalılıkların içinde saatlerce sürüklemiş gibi egzantrik bir görünümü vardı. sakallarıysa alnı ve üst göz kapakları hariç tüm yüzünü kaplamıştı. tırnakları.. evet bir insana dönüştüğüme göre tırnaklarım da olmalıydı muhakkak. onlara bakmaya korktum. tırnaklarımın da bazı çocuk kitaplarındaki korkunç cadıların kıvrıla kıvrıla metrelerce uzayan tırnakları gibi olduğuna nerdeyse emindim. dişlerimin streptokokus mutansların devasa koloniler oluşturduğu sarı plaklardan müteşekkil olduğunu dehşetle gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tamam, evet hiç gereği yokken bir anda insan olup çıkmıştım. şimdi her gün işe gidecek, gitmediğim günlerde de çekirdek yiyerek televizyon seyretmek zorunda kalacaktım. bazı zamanlarda insanlarla konuşacak, diğer bazı zamanlarda insanlar benimle konuşacaktı. her iki durumda da kimse kimseyi dinlemeyecek ve kimse kimsenin ne dediğini anlamayacaktı. evet, bütün bunları kaldırmam gerçekten yeterince zordu. bunlar yetmiyormuş gibi bir de dünyanın en çirkin insanına dönüşmüş olmam neyin nesi oluyordu? bu soruyu, banyoda aynanın karşısında durmuş bir şekilde sesli olarak bir kaç kere sordum. hatta sonuncusunda baya bağırdım ama cevap gelmedi. yıkılmıştım. bu halimle king kong'a yüz veren kız bile yüzüme bakmazdı. hiç şansım yoktu gerçekten. &lt;br /&gt;iyi o zaman, insan oldum madem, gideyim ekmek, peynir filan yiyeyim, çay içeyim bari dedim. az önce banyoda sesli bir şekilde soru sorduğumdan beri, böyle kendi kendime sesli bir şekilde konuşuyordum ne hikmetse. musluğu kapattım. şaşkınlığımdan kurtulup, yüzümü yıkadığımdan beri suyun açık olduğunu algılayana kadar elli dakika filan geçmişti. çirkin, kendi kendine konuşan, müsrif bir insan olup çıkmıştım demek ki. oldukça erdemsiz bir insan olma yolunda emin adımlarla mutfağa doğru yürüdüm. mutfak dağınıklık konusunda yatak odasıyla yarışıyordu. kirli tabak, tencere, bardak, çatal, kaşıktan göz gözü görmüyordu. bu karmaşadan gözüm, vücudum, beynim, ve ruhum yoruldu. derin bir of çekip, kendimi mutfak sandalyesine attım. masada arasına kalem sıkıştırılmış bir kitap vardı. biraz karıştırdım. ortalarından bir yerden okumaya başladım. gregor samsa diye bir adamdan bahsediyordu. kitabı bir çırpıda bitirdim. zaten ortasından başlamıştım. talihsiz bir dönüşüm geçiren gregor'a üzülmekten kendi derdimi unuttum resmen. baktım kafka diye bir adam yazmış. başka kitaplarını da okuyayım ben bu adamın o zaman, iyi yazıyor kerata dedim. hala dışımdan ve yüksek sesle konuşuyordum bu arada. hemen internetten şato'yu sipariş verdim. talihsiz bir seçim yaptığımı çok sonra farkedecektim. kitabı okumaya sonlarına yakın bir yerden başlamama rağmen yine de bitiremedim. şimdilik bu kadar. belki ilerleyen zamanlarda yine görüşürüz. bir pire değil de insan olmanın tek avantajlı yanı çok yaşamak olabilir. yine de bu bir avantaj mı emin değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saygılarımla,&lt;br /&gt;alex irritans&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*pulex irritans:insan piresi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5171721437238687423?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5171721437238687423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5171721437238687423&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5171721437238687423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5171721437238687423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/07/donusum.html' title='dönüşüm'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-9096922259615663543</id><published>2011-05-27T13:30:00.004+03:00</published><updated>2011-05-27T13:49:06.231+03:00</updated><title type='text'>saydım her gün aynı</title><content type='html'>ilginç bir şey oldu. dün cuma zannediyordum. dolayısıyla bugün de cumartesi. sabah uyanıp pencereden dışarı bakınca  ve bir sürü insanı bir yerlere giderken görünce biraz şaşırdım. genellikle cumartesi sabahı saat dokuz civarında dışarıda bir kaç tane eşofmanlı insan görebiliriz. bunlar da genellikle ekmek almaya giderler. oysa dışarıda aynı anda ekmek almaya  gitmesi biraz garip karşılanacak yirmi, otuz tane insan vardı. üstelik çoğunluğu da eşofmanlı değildi. okulun bahçesinde de pek çok çocuk görünüyordu hem. hepsi de okul formalarını giymişlerdi. sanki bugün cumartesi değil de çarşamba filanmış gibi. herhalde bugün önemli bir gün diye düşündüm. tüm yurtta coşkuyla kutlanan bir bayramdır belki dedim. ama öyle olsa okulun bahçesindeki çocuklar muntazam bir şekilde sıraya dizilir, ellerinde bayraklar, flamalar okulun kapısından dışarıya çıkar ve tören sahasına doğru uygun adım ilerlerdi. halbuki bunların hiç öyle bir hali yoktu. herhangi bir günmüş gibi okulun bahçesinde dolaşıyorlar,  amaçsızca ordan oraya koşturuyorlar , birbirleriyle şakalaşıyorlar, belki birbirlerine bisküvi, çikolata filan ikram ediyorlardı. o kadarını göremedim tabi. 26 mayıs dünya multipl skleroz(ms) günü diye bir haber okumuştum internette sabah.  bugün 27 mayıs. o dünmüş. belki tatil diye bugün kutlanıyordur dedim. demekki resmi tatil ilan edilmedi daha. öyle olsa dün tatil olurdu, insanlar işe gitmezdi. gerçi bugün de törene giderken  işe gider gibi giyinmişler. ama saatlerce o sıkıcı kıyafetlerin içinde masa başında oturmaktansa, bir kaç saat sürecek tören esnasında onları giymeleri iyi bir şey yine de. okul bahçesindeki çocukları da herhalde tören alanına götürmeyecekler, sadece okulun konferans salonunda bir kaç çocuk ms ile ilgili şiir okuyacak , sonra ms ile ilgili düzenlenen kompozisyon yarışmasında ilk 3'e girenlere hediyeleri verilecek  sonra da istiklal marşı söylenip tören bitirilecek galiba. belki çocuklarının  tören yerinde yürüyemeyen, görme bozukluğu olan ms'li gençleri görmeleri halinde duygusal travma yaşayacaklarını düşünen bir grup öğrenci velisi imza kampanyası başlatmış, böylece okul yönetimi durumu valiliğe bildirip törene öğrencisiz olarak katılacaklarını saygılarıyla arz etmiştir. aman neyse, bana ne bütün bunlardan dedim.  dedim derken, kimseye bir şey dediğim filan yoktu aslında. etrafımda kimse olsa belki birşeyler derdim. ondan da emin değilim gerçi. bazen etrafta birileri olsa da konuşmak gelmez içimden. tıpkı etrafta yiyecek bir şeyler olsa da içimden hiç bir şey yemek  gelmemesi gibi. uyku konusunda da aynı şeyleri yaşadığımı söyleyemem. yani etrafta yatacak yatak, koltuk, minder  filan varsa ve gece olmuşsa içimden genellikle uyumak gelir. zaten onunla ilgili de bir problemim olsaydı dört dörtlük bir depresyon teşhisini şahsıma koymanız işten bile değildi dimi. tabi, anlarım ben.  depresyon ve  demans birlikteliği diye düşündünüz.  genç biri gibi ama, bu yaşta bu bellek zayıflaması, bu oryantasyon bozukluğu şaşılacak şey doğrusu diye geçirdiniz içinizden.  alzheimerda da depresyon oluyormuş zaten ama o 50 yaş üstünde olmuyor muydu, hay allah kafanız iyice karıştı. haklısınız ama down sendromu olanlarda 40 yaşın altında alzheimer hastalığına rastlanabilir, biliyor muydunuz? ben de bilmiyordum, dün öğrendim. ama beni görseniz down olmadığımı siz de anlardınız. gözlerim hiç çekik değil, burun köküm de basık değil üstelik. tamam, evet, bugün cumartesi değilmiş.  ama olabilirdi. olmaması için hiç bir neden yoktu. dün mesela perşembe olmasına rağmen bana bütün gün  cumaymış gibi geldi. hiç de bir gariplik farketmedim, perşembe olduğunu filan da anlamadım. yani insanlardan uzakta bir yerde, amazonun derinliklerindeki kulübemde  tek başıma yaşıyor olsaydım, ve hayatımın sonuna kadar da kimseyle karşılaşmasaydım dünden itibaren günleri bir gün ileri yaşıyor olacaktım. bir cumartesi günü öldüğümde ise aslında cumartesi değil o gün günlerden cuma olduğunun ben hariç dünyadaki herkes farkında olacaktı. üzücü. gerçi kim ölürken bugün günlerden ne acaba diye düşünür ki? iyi mübarek bir günde öldüm en azından diye sevinen biri yoktur herhalde o telaş içinde.  işte böyle. bugün cuma evet. büyükannemi hatırlıyorum. ardından geçen yıllarımı. yere düşen ekmek parçasını, öpüp alnıma götürdüğüm günler.. ben demedim bunları, cahit sıtkı demiş. ilkokuldaki türkçe kitabında görmüştüm bu şiiri.  o günden sonra da kim lafa 'bugün cuma' diye başlasa ben içimden' büyük annemi hatırlıyorum, ardından geçen yıllarımı..' diye devam ederken buluyorum kendimi. insan beyni böyle ilginç işte.  gerçi bana kalırsa insan karaciğeri yada pankreası da en az beyin kadar ilginç . kalın barsak o kadar ilginç sayılmaz, tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi o zaman, madem bugün cumartesi değil ben de gideyim, bir şeyler yapayım. merak edilecek bir şeyler değil canım, her zamanki şeyler. bugün çarşamba olsaydı yapacağım şeyler işte.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;cumartesi bile olsa yapacağım şeylerin aynı olduğunu öğrenmek,  böylesi  tekdüze bir hayatın bu genç yaşta zayıf omuzlarıma yüklendiğini çaresizlik içerisinde seyretmek ve tarifi imkansız keder hisleriyle dolup taşmak.. duygularına tercüman oldum sevgili okur  biliyorum. üzülme, geçiyor bir şekilde..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-9096922259615663543?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/9096922259615663543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=9096922259615663543&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/9096922259615663543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/9096922259615663543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/05/saydm-her-gun-ayn.html' title='saydım her gün aynı'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-6760290780035024267</id><published>2011-05-14T16:16:00.002+03:00</published><updated>2011-05-14T16:16:59.548+03:00</updated><title type='text'>2007'nin ortalarında yazıp, yarım bırakmışım bunu. hiç bitmemiş bir yazı.</title><content type='html'>Tut beni bir deniz düşüyor uçurumlarımdan&lt;br /&gt;Bir deniz dinmeksizin düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zamandır bu iki satır dolanıyor aklımda. Başı yok, devamı yok. Bu aralar hayatım da öyle. Nerde durduğumun farkında değilim, neden burdayım onu da bilmiyorum, buralara nasıl geldiğimi düşününce şaşırıyorum, anlamıyorum. Hani var ya, öyle uzak ki geldiğim yollar, yanlis bir öyküdeyim… O şarkıdaki gibiyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah aynaya bakarken orta hazırlıktaki o başörtüsünü düzgün baglamayi bir türlü beceremeyen küçük kızı gördüm. Sadece bir an, ama bir an yetti onu nasıl özlediğimi anlamama. O zamanlar dünyam da küçüktü benim gibi, kafam hiç karışık değildi;&amp;nbsp; emin olduğum pek çok şey vardı. Lisedeyken bir arkadaşım insanın hayatındaki renkler üniversitede belirginleşir, netleşir demişti. Bende iyice bulandı renkler üniversitede. Üniversitedeyken bunları anlattığım bir başka arkadaşım da demek ki senin hayatında renkler hep bulanık olacak dedi. Cesare Pavese de yaşıtlarımın yirmi iki yaşında emin olduklarından ben hala otuzumda emin değilim demiş. Herkes bir şeyler söylüyor ve ben bunları pek de yorumlayamadan sürekli depoluyorum. Herkesin anlattığında dogru olan bir seyler buluyorum, hic birini tam dogru bulmuyorum. Zaten Alev Alatlı da bu dünyaya dair olup da yüzde yüz dogru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir veri yoktur demiş. Gerçi bu paradoks, yani bunu da kanıtlayamayız. Böylece hiçbir şeyden emin olamıyoruz. Aslında bu hiçbir şeyden emin olamama hali o kadar da kötü değil. Hiçbir şeyden emin olmayınca, hiçbir şeyi sahiplenmiyorsunuz da; böylece hiçbir şey için çabalamanız da gerekmiyor. Antiidealist bir yaşam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-6760290780035024267?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/6760290780035024267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=6760290780035024267&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6760290780035024267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6760290780035024267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/05/2007nin-ortalarnda-yazp-yarm-brakmsm.html' title='2007&apos;nin ortalarında yazıp, yarım bırakmışım bunu. hiç bitmemiş bir yazı.'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-6396124439704792106</id><published>2011-04-25T22:43:00.000+03:00</published><updated>2011-04-25T22:43:15.919+03:00</updated><title type='text'>en sevdiğim oyuncağım annemin elleri.</title><content type='html'>&lt;div class="post_content"&gt;         Merhaba, ben Ali Hamza. Melekler beni anneme bırakalı 4 ayoldu daha. Annem, o da bir melek galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece uykusunun en tatlı yerinde ağlıyorum, hemen uyanıp beni  kollarıyla sarıveriyor. Karnımın acıktığını ben daha anlamadan, o  anlayıp doyuruyor. Hiç bir yüz onun yüzüne benzemiyor, kaç kişinin  arasında olsa yine tanıyorum. En güzel koku benim annemin kokusu.  Melekler beni cennetten getirmiş ya, yine ordayım sanıyorum annemin  kucağındayken, onun kokusunu duyarken. Azıcık ayrılsa yanıbaşımdan,  dayanamıyorum hemen özlüyorum onu. Uyanınca ilk aklıma gelen şey annem  oluyor, çağırıyorum. Ne kadar uzakta olursa olsun sesimi duyacakmış gibi  geliyor. Geliyor ve melek kokusu içime doluyor. Cennetler benim oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerimi tutup bir öpüşü var, gözlerinde dolu dolu bir sevgisi var ki  hayret ediyorum. Etrafı biraz görmeye başladığımdan beri her şeye  hayret ediyorum zaten. Aa diyorum, beşik, aa oyuncak aslancık. Aa  yatağım. Aa bu aynaki de kim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-6396124439704792106?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/6396124439704792106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=6396124439704792106&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6396124439704792106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6396124439704792106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/04/en-sevdigim-oyuncagm-annemin-elleri.html' title='en sevdiğim oyuncağım annemin elleri.'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-9213871062035051947</id><published>2011-04-13T14:30:00.005+03:00</published><updated>2011-04-13T15:48:19.011+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>asansörde murat menteşle karşılaştım dün. e, ne var bunda diyeceksiniz. hiç, yok bir şey. cahit koytak'ın asansörde birden isa'yla karşılaştığını düşünürsek, benimkisi devede kulak gibi bir şey oluyor herhalde. doğru kullandığımdan emin değilim. devede kulak'ı yani. deyim ve atasözleriyle başım hep dertte olmuştur. genellikle atasözlerinin 2. yarısını hatırlayamam ve tamamlamak yanımdakine düşer. iyi ki, kendi kendime konuşmak gibi bir alışkanlığım yok. yarısı olmayan atasözleri ve saçma sapan yerlerde kullanılmış deyimlerle dolu bir konuşmayı, kendim yapmış olsam bile dinlemek istemem. neyse, asansörden bahsediyordum. kadın kucağında küçük kızıyla, yüzü bembeyaz olmuş bir şekilde asansörden çıktı ve çıkar çıkmaz konuşmaya başladı. çok korktum, kapı, açılmadı, tam 20 dakika, alarmı kimse duymadı, klostrofobim var, sucu, sucu çocuk vardı bir de, binmeyin, bozulmuş, 20 dakika, yukarı, aşağı, yukarı, aşağı, kapı, açılmadı... gibi şeyler söylüyor ve sürekli aynı şeyleri tekrarlıyordu. ona değil de küçük kızına baktığım için kendisini dinlemediğimi düşünmüştü sanırım. büyük ihtimalle hayatında ilk defa asansörde kalmış ve annesi gözünün önünde panik atak geçirmiş iki yaşında biri için fazlasıyla cooldu kız ve birazdan annesine dönüp: sence de biraz abartmadın mı, en fazla yarım saatte bir asansör çağıran birinin olduğu bir apartmanda, içinde havalandırma düğmesi olan bir asansörde ölmek biraz zor gördüğün gibi, diyecek gibi bir hali vardı. allahtan böyle şeyler demedi çünkü sucu çocuk böyle bir sahne karşısında aklına mukayyet olamayabilirdi. bense bu açıdan tehlikede değildim, çünkü neredeyse hiçbir şeye şaşırmama gibi neye yaradığını bilmediğim bir özellikle doğmuştum. sonra klostrofobik kadının söylediğini dinlemeyip bozuk asansöre bindim. murat menteş sonra bindi. gülümsedi. ben de gülümsedim. siyah takım elbise giymişti, önemli bir yere gidiyordu galiba. asansör katlardan birinde durdu. ve öylece kaldı, ne yukarı çıkıyor, ne aşağı iniyor, ne de kapı açılıyordu. murat menteş saatine baktı, hay allah, nolucak şimdi dedi. bilmem, ama ben korkmuyorum çünkü sen varsın, dedim. bıyıklarım olsaydı bıyık altından gülümsemek denen şeyi yapmak için çok uygun bir zamandı. ha ha, bence biraz korkabilirsin, ne de olsa uygun dozda sempatik deşarjdan kimseye zarar gelmez, üstelik bana güvenme, hiç kimse mükemmel değildir, özellikle de ben, dedi. dünyada mükemmel olduğunu düşündüğüm kimse yok zaten, dedim. olmasını da istemezdim. dökülen bir evde jakuzi olması gibi bir şey olurdu bu. o şeyin oraya ait olmadığını hemen anlarsın. iyi, dedi, sen bilirsin. çantamda 'ölmüş on mükemmel ve mükemmele yakın insanın bir takım sözleri' kitabı vardı, istersen biri asansörü çağırıncaya kadar okurduk ama böyle şeylerle ilgilenmiyorsun madem, öyleyse ben biraz şarkı söyleyeceğim izninle dedi ve devam etti: and you run, and you run, to catch up with the sun, but it's sinking... hımm, çok iyi dedim. çok iyi, yani mükemmele yakın, işte doktörün dilemması dedi ve güldü. ben de güldüm. bunu ben de düşünmüştüm diyecektim, vazgeçtim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*bu yazıdaki şeylerin pek çoğu gerçektir, gerçek olmayanlarınsa günün birinde gerçekleşmemesi için bir neden bulunmamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-9213871062035051947?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/9213871062035051947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=9213871062035051947&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/9213871062035051947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/9213871062035051947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/04/asansorde-murat-mentesle-karslastm-dun.html' title=''/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3466025629550133256</id><published>2011-02-02T15:25:00.003+02:00</published><updated>2011-02-02T16:19:33.273+02:00</updated><title type='text'>arthur'a mektuplar - 2</title><content type='html'>sevgili arthur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sana bu mektubu güneşli bir çarşamba günü bir kauçuk ağacının altındaki mindere oturmuş yazıyorum. aslında tam olarak henüz bir ağaç değil. yani kocaman bir gövdesi, bir sürü dalları ve milyonlarca yaprağı filan yok. üstelik de kökleri bir saksının içinde. yine de evde ağaca benzeyen tek şeyin bu küçük kauçuk ağacı olduğunu söyleyebiliriz. ne yazık ki modern zamanlarda balzac gibi ormanın derinliklerinde kuytu bir ağaç gövdesine yaslanıp, parşömen kağıtlarına uzun uzun vadideki zambaklardan bahsettiğimiz şeyler yazamıyoruz. yani diyelim gözlerini kapatmış, yüzünde bir gülümseme, tatlı bir rüzgar yüzüne hafifçe değip geçerken ve sen lili brick'e fazlasıyla romantik bir mektup yazarken, arkandan ted bundy'nin gelip kafana doksan derecelik bir açıyla demir bir çubuk geçirmesini istemezsin sanırım. yada son yolculuğuna iguana bağı yöntemiyle boğularak gönderilmek pek tercih etmeyeceğin bir uğurlanma şeklidir herhalde. ya ağacın tepesine tünemiş, tekerlekli sandalyede oturan maskeli bir adamın testerelerinin hedefi olmak ve hayatının geri kalanını seninle aynı kaderi paylaşan bir grup insanla testereli adamın malikanesinde geçirmek zorunda kalmaya ne dersin? yani ormanlar tek başımıza gidip rahat rahat dolaşabileceğimiz kadar küçük ve sevimli değil artık sanırım. işte bu yüzden ormanlardan biraz daha güvenli bir yer olan evimizde yapay bir orman oluşturabiliriz. yeterince büyük ve çok yaprağı olan ve tavana kadar uzanan 15-20 tane kauçuk bitkisiyle dolu bir oda bu hissi kısmen verecektir. geriye kauçuk ağaçlarının arasına yere bir kaç tane minder koymak kalıyor. yerde kesinlikle halı olmamalı tabi. bildiğin gibi ormandaki ağaçların arasında halı değil çimen, toprak filan oluyor. sonra da benim gibi minderlerden birine oturup leblebi yiyip, kahve içebilirsin. aslında kahve sevmem. her defasında bardağın yarısına kadar olan kısmını yada daha azını bitirebiliyorum. yine de bir sonraki sefer aynı miktarda suyla yapıyor olmam, her şeyi yarım yamalak yapıyorsun gibi şeyler duymamak için olabilir. ne demişler: yarısından çoğunu duyduktan sonra kulaklarını tıkamaktansa, hiç söylememelerini sağlayıp duymamak her zaman daha iyidir. bunu kimler demiş bilmiyorum. banayan zonana hastalığından muzdarip bir grup aborjin demiş olabilir. yada oscar törenini sunan ve dünyanın en veciz sözlerini söylediğini düşünen adamlardan biri de olabilir. her neyse, önemi yok. kimsenin neyin, kim tarafından söylendiğini yada kimin ne söylediğini merak ettiğini sanmıyorum. artık kimse kimseyi dinlemiyor. herkes dünyaya düzenli bir şekilde kahvaltı yapmak, öğlen ve akşam yemeği yemek, bilgisayar tuşlarına basmak ve ekranına bakmak, reklamları izlemek, sonra da ışıkları kapatıp uyumak ve ertesi gün yine aynı sırayla aynı şeyleri yapmak için gelmiş gibi. mütemadiyen bu ilkel davranışları yapalım diye, kocaman bir dünya, çeşit çeşit gezegen, uçsuz bucaksız br evren yaratıldığına inanamıyorum. her şeyin kendi içinde muhteşem ve hassas dengeler barındırdığı ve her şeyin diğer her şeyle acayip ince bağlantılarla bağlı olduğu bu evrensel ağ bütün ilgisizliğimize, kafamızı çevirip bir kez bile bakmamamıza ve üzerine düşünmememize rağmen, başlangıcını bilemediğimiz bir zamandan beri tıkır tıkır işliyor. niye arthur? alışveriş merkezindeki 9. saatinde 48. ayakkabıyı deneyen insanın ilgisini çekebilmek için tüm alışveriş merkezinin içindekilerle birlikte bir kara delik tarafından yutulması mı gerekiyor? gerçi bu bile geride kalanların dikkatini ancak bir süreliğine çekecektir bence. sonra alışveriş merkezinin yerinde kalan boşluğa ucube bir anıt mezar dikerler ve zamanla ne olduğunu bile unuturlar eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşünüyorum da arthur, acaba zamanın sonunda gelmiş neredeyse tüm insanların kromozomlarında, hiç bir şekilde tespit edilemeyen çeşitli delesyonlar, translokasyonlar, inversiyonlar oluşması sonucunda, niye burada olduğumuzu düşünmeme veya bir türlü bulamama gibi bir sorun oluşmuş olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgilerle,&lt;br /&gt;ruby&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3466025629550133256?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3466025629550133256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3466025629550133256&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3466025629550133256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3466025629550133256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2011/02/arthura-mektuplar-2.html' title='arthur&apos;a mektuplar - 2'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1847561939073810607</id><published>2010-11-29T23:43:00.004+02:00</published><updated>2010-11-30T11:55:03.035+02:00</updated><title type='text'>arthur'a mektuplar-1</title><content type='html'>sevgili arthur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyamızda hayali arkadaşı olan ve onunla konuşan, film seyreden, müzeye giden ve sonbaharda parktaki banklarda oturup, düşen yaprakları sayan bazı adamlar var, bilirsin. sonra hayali ihracat yapan, karanlık odalarda oturan ve koltukları her zaman duvara dönük olup yüzlerini asla göremediğimiz, sadece havaya spiral şekilde yayılan sigara dumanını gördüğümüz başka bazı adamlar da var. hayali mektup arkadaşı olan adamlar var mı bilmiyorum. bence olmasında bir sakınca yok. tüm bunları biraraya getirip, bir sonuca varmamız gerekirse- ki genellikle gerekiyor- sen benim hayali mektup arkadaşımsın. gerçek bir mektup arkadaşım olabilirdi evet ama gerçek insanlarla konuştuğumuz gerçek konular pek ilgimi çekmiyor. yani gerçek bir insana mektup yazarsam, belki o da bana bir mektup yazar ve mektubunda nereli olduğundan, hangi okulları bitirdiğinden, işini sevip sevmediğinden, hafta sonları neler yaptığından, en sevdiği filmin ne olduğundan, kaç çocuğu, kaç kardeşi, evinin kaç penceresi olduğundan ve peynirli makarnayı çok iyi yaptığından filan bahseder. bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir de aynı sıkıcı şeylerden benim de bahsetmemi ister. işte buna dayanamıyorum. yani dünyada bahsedecek daha az sıkıcı şeyler olmalı. bunlar nelerdir tam olarak bilmiyorum. konuşmaya başladıktan sonra uzun süre sıkılmadan dinleyebildiğim çok az insan oldu. buna kendim de dahilim. yani ben de biraz fazla konuşsam bir süre sonra can sıkıcı oluyorum. bu yüzden durmaksızın, saatlerce konuşmam. etraftakilerin canını sıkmak istemem. bundan daha çok istemediğim bir şey varsa o da kendi canımı sıkmaktır. ama bu sık sık oluyor. yani diğer insanların canı günde ortalama dört saat yirmi dakikada bir sıkılıyorken, benimkisi yaklaşık yirmi beş dakikada bir sıkılıyor. nedenini bilmiyorum. ama sık sık şunu düşünüyorum: başka bir yerde, başka insanlarla, başka şeyler yapıyor olmam gerekiyordu sanki. yanlış bir yerde gibiyim. disosiyatif füg dedikleri şey başıma gelmiş gibi. yani diyelim filipinlerin manila şehrinde yaşıyorum, adım ruby rubinstein, her gün gittiğim bir işim ve her gün işten sonra döndüğüm bir evim var ve komik kitapları okumayı seven, savaş filmlerini sevmeyen biraz melankolik bir tipim. işte sanki gerçekte adım ruby rubinstein değilmiş, gerçek işim yapmış olduğum iş değil, yaşadığım şehir manila değilmiş de bir gün durup dururken otobüse binip, manilaya gelmişim ve kendimi ruby rubinstein olarak tanıtıp, hiç tanımadığım insanlarla bambaşka bir hayata başlamış ve gerçek hayatımla ilgili her şeyi bir anda unutmuşum gibi. işte bence canımın sık sık sıkılmasının nedeni, bilinçaltımın bir yerlerinde gerçek hayatımla ilgili şeylerin öylece durması ama benim bunları bilinçli olarak bir türlü hatırlayamamam. daha da kötüsü hatırlamam gereken bir şeyler olduğunu bile düşünmemem. düşünmediğim için, hatırlayamamam. hatırlayamadığım için, oraya dönememem. dönemediğim için sürekli canımın sıkılması. ve daha niceleri.. gördüğün gibi içinden çıkılmaz bir durum. bir cul de sac. içinden çıkılmaz durumlarla ilgili uzun süre konuşmamalı ve düşünmemeliyiz. pek bir işe yaramıyor çünkü. belki kendi kendimize kırk gün filan  'düşünme, kabul et, düşünme , kabul et' dersek, kırkıncı gün hiç bir şey düşünmeyen, her şeyi olduğu gibi kabul eden, ve diğer herkes gibi dört saat yirmi dakikada bir sıkılan biri olarak uyanabiliriz. insan daha ne ister ki arthur? insan ne ile yaşar arthur? insan bu, su misali kıvrım kıvrım akabilir arthur. homo homini lupus mu arthur? iyi geceler arthur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgilerle,&lt;br /&gt;ruby&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1847561939073810607?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1847561939073810607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1847561939073810607&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1847561939073810607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1847561939073810607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/11/arthura-mektuplar-1.html' title='arthur&apos;a mektuplar-1'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-4252977526226641997</id><published>2010-07-09T11:02:00.003+03:00</published><updated>2010-07-09T20:26:36.718+03:00</updated><title type='text'>dereye yuvarlanan elmalara veda</title><content type='html'>küçükken evdeki kitaplıkta ilgimi çeken iki kitap vardı. biri o zamanki boyutlarıma bakınca neredeyse benim kadar ağır olan, kalın, ciltli bir kitaptı ki üzerinde parlak sarı harflerle 'büyük dini hikayeler' yazardı. gerçekten büyük bir kitaptı ve içinde ebu lehebten, gazneli mahmuda, kanuni sultan süleymandan nasrettin hocaya kadar pek çok kişinin başından geçen türlü türlü şeyler anlatılıyordu. o zamanlar okumayı biliyordum sanırım ama okuduklarımın ne kadarını anlıyordum emin değilim. dizlerim devasa kitabın ağırlığı altında ezilirken küçük beynim okuduklarımın içeriğine konsantre olamıyordu muhtemelen. &lt;br /&gt;her neyse, benim asıl bahsetmek istediğim diğer kitap. aslında buna tam olarak bir kitap denemez, daha çok bir kitapçıklar silsilesi, dizisi filan demeliyiz. kaç taneydiler bilmiyorum. ince, uzun, renkli, resimli kitapçıklar ve onların içinde olduğu bir kutucuk. kutunun üzerinde tüm bu kitapçıkların küçük birer resmi vardı ve üzerinde de bir şey yazıyordu ama ne olduğunu hiç hatırlamıyorum. küçük dini hikayeler olabilir. tek hatırladığım kutunun köşelerinden birinden gözlüklü bir dedenin sürekli yüzüme doğru bakıp güldüğü. aslında bu, kitapçıklardan birinin üzerinde olan bir dedeydi ama o kitapçık kaybolmuştu. galiba onu ya hiç okumamıştım yada sadece içindeki resimlere şöyle bir bakmıştım. sanırım lafontenin masalları gibi şeyler vardı içinde. kargayla tilki, horozla eşek, bufaloyla antilop gibi şeyler işte. okumadığım diğer kitapçıksa pembe incili kaftan'dı. içimden onu okumak hiç gelmemişti. çünkü adını çok saçma bulmuştum. yani pembe inci takan bir kaftan nerede görülmüştü. pembe bir inciyi ancak bir kız takardı, kaftanlarsa asla pembe inci takmayan iri yarı adamlardı bildiğim kadarıyla. küçük beynim kaftanla kaptanın aynı şey olduğunu sanacak kadar gün görmemişti anlayacağınız. kitapçıklardan biri baştan sona annesini babasını dinlemeyen çocukların başına gelen felaketleri anlatan korkunç resimler ve hikayelerle doluydu. annesi evde yokken kibritle oynayıp evi yakan çocuklar, sapanla masum kuşcukları vurmayı oyun haline getiren ve gözüne taş gelip kör olan çocuklar, balkondan düşüp sakat kalanlar ve daha neler neler.. resimler öyle gerçekçiydi ki, evi yakan çocuğun suratındaki o acıklı ifadeyi görseniz resim filan demez, aman, cana gelecek mala gelsin, senden değerli mi, boşver sıkma canını filan diye teselli etmeye başlardınız çocuğu. ben o vakitler böyle bir cümle kuracak yetenekte olmadığımdan sadece çocuğun olduğu sayfaya gözlerim kocaman açılmış bir şekilde dakikalarca bakıyor ve resimlerden, kibrit nerede, çocuğun pantolonu ne renk, bütün ev mi yanmış, ya apartmanda oturuyorlarsa, bütün apartman yandıysa gibi şeyleri anlamaya çalışıyordum galiba. ne gereği varsa. yine böyle bir sürü korkunç resmin olduğu diğer bir kitapçıksa, ellerinde içki şişeleri, kirli sakallı, kırmızı suratlı, ayakkabılarından çıplak ayakları görünen, ceketleri hep kirli ve yırtık olan pis adamlarla doluydu. bu adamlar kırmızı, sakallı suratları ve ellerindeki şişelerle bir o yana bir bu yana sallana sallana bütün sayfaları dolaşıyorlardı. sonra noluyordu, bu adamlar neyin nesiydi, bu kitapta bize ne deniyordu hatırlamıyorum ama adamlar öyle kötü görünüyordu ki, hayatımın geri kalanında kırmızı burun, kirli sakal, içki şişesi ve yırtık ceketi beraberce kimde görsem arkamı dönüp kaçacağımdan emindim. kitapçıklardan birinden hatırladığım tek şey, bir mahkeme kürsüsünün gerisinde kocaman bir kafası ve beyaz bir kavuğu olan yaşlı ve sevimli bir amcanın, kürsünün önünde kocaman gözleri dehşetle açılmış ve hiç sevimli olmayan amcaya eliyle bir şeyler anlattığı resim. sevimli olmayan kocaman gözlü amcanın adı kafirdi. yani hikayede sürekli kendisinden böyle bahsediliyordu. bu kafir meğer Allaha inanmıyormuş, işte bizim sevimli, kocaman kavuklu kadı efendi de ona izah ediyordu. yoğurt neden yapılıyor. sütten. göster bakalım sütü şu yoğurdun içinde. gösteremedin dimi. şimdi süt yok mu yani. var. ee o zaman? ne duruyorsun be hey gafil! gibi konuşmalar geçiyordu hikayede. kafir sonuçta resimdeki gibi kadı efendinin karşısında gözlerini kocaman açarak şaşırıyor, sonra da ne güzel söyledin kadı efendi deyip müslüman oluyordu galiba. ama emin değilim. belki de karşıdaki büfeden bir içki alıp, şu diğer kitapçıktaki sokaklarda sürten içkicilerin arasına karışmıştır. &lt;br /&gt;en sevdiğim hikayeye gelirsek, o hangi kitapçıktaydı unuttum. ama bunun bir önemi yok. hikayenin adını da unuttum zaten ama güzel bir adı vardı. dereye yuvarlanan elma yada elma bahçesindeki adam gibi bir şeydi. bu hikayede, sanırım güzel bir bahar gününde, çeşit çeşit kuşların öttüğü, türlü türlü ağaçların olduğu, şırıl şırıl bir derenin aktığı bir ormanda genç bir adam ağaçların arasında dere boyunca yürümekteydi. ağaçlar kıpkırmızı nefis elmalarla doluydu ve herkesin başına gelebileceği gibi adamın canı felaket bir şekilde elma istemişti. tam o sırada derede yuvarlana yuvarlana adamın önüne kadar gelen küçük sevimli bir elma görmesin mi, hemen alıp ısırıverdi. yedi, yedi, oh çok güzeldi doğrusu. ama bitince kendini kötü hissetmeye başladı. başkasının elmasıydı sonuçta. belki izin vermeyecekti bahçe sahibi. bunu ne yapıp edip sahibine ödemeliyim diye düşündü. ve bahçe sahibini buluncaya kadar yürüdü, yürüdü, yürüdü. nihayet adamı buldu. olanları anlattı. bahçe sahibi insaflı bir adamdı iyi ki. tamam dedi, seni affediyorum ama şu kadar yıl bahçemde çalışacaksın. tamam dedi bizimki düşünmeden. bahçe sahibi yirmi yıl filan demişti bu arada. ama bitmedi dedi adam, yirmi yıl bitince de bir kızım var, kör, sağır ve dilsiz, onunla evleneceksin. yok artık daha neler!.. demedi tabi adam. durdu, önüne baktı. bir kaç saniye geçti galiba ama düşünmedi. tamam dedi. sonra yıllar yılları kovaladı, adamın bahçedeki çalışma süresi bitti, ve bahçe sahibinin kızıyla evleneceği gün geldi. işte dediler, git ve karını gör, şuradaki odada. adam gitti, yavaşça odanın kapısını açtı ve... vay canına! bunu adam demedi elbette. ben dedim. siz de hikayenin sonunu okusaydınız siz de kesin böyle derdiniz. işte böyle muhteşem bir sonla biten harika bir hikayeydi bu hikaye. &lt;br /&gt;bütün bunları neden anlattım hiç bilmiyorum. sanırım hepsi birleşince, dereye yuvarlanan elma, annesini dinlemeyen çocuklar, içki içenlerin kırmızı burunları, kirli sakalları, kadı efendinin büyük beyaz kavuğu, ay ışığında babasıyla camiye giden çocuklar filan eski günleri hatırlattılar. eski, güzel günleri. eski, güzel, temiz günleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki de aklıma, masumiyetin suya düşüp, dere boyunca yuvarlanması, gitmesi, gitmesi, çok uzaklara gitmesi ve gözden kaybolması ve bizim sanki yapacak hiç bir şey yokmuş gibi orada öylece durup arkasından sadece bakmamız gelmiştir. keşke böyle olmamasının bir yolu olsaydı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-4252977526226641997?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/4252977526226641997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=4252977526226641997&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4252977526226641997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4252977526226641997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/07/dereye-yuvarlanan-elmalara-veda.html' title='dereye yuvarlanan elmalara veda'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2739988258257569156</id><published>2010-04-15T01:44:00.003+03:00</published><updated>2010-04-15T01:58:11.890+03:00</updated><title type='text'>neler olmuyor hayatta</title><content type='html'>cami bahçesi, kimseler görünmüyor&lt;br /&gt;yerde küçük bir kuş, hareket etmiyor&lt;br /&gt;çimenlerin içinde rüzgar, çok esmiyor&lt;br /&gt;pencere demir parmaklıklı, bahçeye açılmıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;soğuk oda, dağınık masa, ve ilaçlar, başka bir şey bulunmuyor&lt;br /&gt;çay şekersiz, tadı kötü, soğumuş bir de, içilmiyor&lt;br /&gt;zaman durmuş, saat sessiz, acele etmiyor&lt;br /&gt;kapı kapalı, kapı hep kapalı, kimse açmıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuk dışarıda annesini bekliyor, içeri girmiyor&lt;br /&gt;kadın çok hasta, tümör var beyninde ama üzülmüyor&lt;br /&gt;sadece gözleri üzgün, elleri bir de, yine de belli etmiyor&lt;br /&gt;çocugu yalnız bırakmaktan korkuyor kadın, ölümden korkmuyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gitmek istiyor, belki dönmemek, gidemiyor&lt;br /&gt;bu da geçer ya hu... ne zaman? ses gelmiyor&lt;br /&gt;boğaza takılan çubuk kraker, geçmiyor&lt;br /&gt;ağlamak abdesti bozar mı, bilmiyor&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2739988258257569156?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2739988258257569156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2739988258257569156&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2739988258257569156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2739988258257569156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/04/neler-olmuyor-hayatta.html' title='neler olmuyor hayatta'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-6305032646160740423</id><published>2010-03-28T23:48:00.003+03:00</published><updated>2010-03-28T23:55:54.227+03:00</updated><title type='text'>nice fiction</title><content type='html'>ahir zaman içinde&lt;br /&gt;harbour liman içinde&lt;br /&gt;dedeler hayyal meyyal iken&lt;br /&gt;pireneler yer yer parçalı bulutlu iken&lt;br /&gt;ben kaf dağının eşiğinde &lt;br /&gt;zangır zangır üşür iken&lt;br /&gt;uzak uzak bir ülkede&lt;br /&gt;bir keloğlan yaşarmış.&lt;br /&gt;gerisi bizi ilgilendirmez&lt;br /&gt;padişahın kızıyla arasında olan özel şeyler&lt;br /&gt;sonra az gittim, uz gittim&lt;br /&gt;çayır çimen düz gittim&lt;br /&gt;meşe, gürgen, palamut ağaçlı ormana geldim&lt;br /&gt;ekmek parçalarını takip ettim&lt;br /&gt;vay canına! muhteşem bir evle karşılaştım&lt;br /&gt;ev devasa bir tiramisuydu&lt;br /&gt;kapıyı çaldım, kibritçi kız açtı&lt;br /&gt;ona sepetimden bir kivi çıkarıp verdim&lt;br /&gt;bunu keloğlanın annesi vermişti&lt;br /&gt;gerisi bizi ilgilendirmez&lt;br /&gt;yedi basamaklı cücelerle arasında olan özel şeyler&lt;br /&gt;gel zaman git zaman&lt;br /&gt;çok yoruldum, oy aman!&lt;br /&gt;şöyle bir ağaç altında dinleneyim en iyisi&lt;br /&gt;ama ağacın altındaki de kim, o da nesi?&lt;br /&gt;yok bişey, korkma, o fareli köyün kavalcısı&lt;br /&gt;gerisi bizi ilgilendirmez&lt;br /&gt;köylülerle arasında olan özel şeyler&lt;br /&gt;sonra nolur bilirsiniz&lt;br /&gt;gökten zembille üç elma inecek değil&lt;br /&gt;alaaddin keykubatın sihirli lambasından üç eticin çıktı&lt;br /&gt;biri bana, biri sana , biri de kırk haramilere mecburen&lt;br /&gt;saçmalamaya meyyalim vallahi dertten&lt;br /&gt;sevgilerle,&lt;br /&gt;ruby andersen&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-6305032646160740423?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/6305032646160740423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=6305032646160740423&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6305032646160740423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6305032646160740423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/03/nice-fiction.html' title='nice fiction'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3411673108720447590</id><published>2010-03-16T23:13:00.000+02:00</published><updated>2010-03-16T23:14:31.500+02:00</updated><title type='text'>kötü beslenme alışkanlıklarım</title><content type='html'>nutella mı sucuklu tost mu?&lt;br /&gt;-nutella!&lt;br /&gt;nutella mı halley mi?&lt;br /&gt;-nutella!&lt;br /&gt;nutella mı mercimek çorbası mı?&lt;br /&gt;-nutella!&lt;br /&gt;nutella mı fırında makarna mı?&lt;br /&gt;-nutella!&lt;br /&gt;nutella mı zeytinyağlı sarma mı?&lt;br /&gt;-nutella!&lt;br /&gt;sanırım bu böyle uzayıp gidebilir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3411673108720447590?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3411673108720447590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3411673108720447590&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3411673108720447590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3411673108720447590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/03/kotu-beslenme-alskanlklarm.html' title='kötü beslenme alışkanlıklarım'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1677535974419217641</id><published>2010-03-03T21:47:00.005+02:00</published><updated>2010-03-06T21:24:11.395+02:00</updated><title type='text'>ölüler evinden anılar</title><content type='html'>uyandım. ama gözlerimi açmadım. bu on beş dakika sürüyordu genelde. diğer taraftan, bu tarafa gelişim. evde kimse uyanmamıştı anlaşılan. uyansalar çatal, bıçak, terlik, gazete sayfaları çevrilme sesi olurdu. yoktu. kalktım. pencereye dogru yürüdüm. perdeyi açtım. hayır, olamaz, yine mi!.. dedim. apartmanın önünde boylu boyunca uzanmış bir adam yatıyordu. üzerine gazeteler örtmüşlerdi. öldürmüşlerdi adamı anlayacağınız. bu kaçıncı, dedim. niye sürekli bizim apartmanın önünde öldürüyorlardı sanki. moralim bozuldu sabah sabah. gittim yüzümü yıkadım. aklıma sürekli adamın gazetelerin altından görünen kahverengi ayakkabıları geliyordu. niye kahverengi almış acaba, siyah alırlar genelde filan gibi şeyler düşünüyordum. hep böyle olmayacak yerlerde saçma sapan şeyler gelirdi aklıma zaten. birşeyler yiyeyim en iyisi ben dedim. mutfağa gittim. kapıyı açtım. hayır! bu kadarı da fazlaydı. yerde şişko bir adam yatıyordu. daha da kötüsü bu da ölmüştü. üzerinde gazeteler yok allahtan, dedim. ölülerin üzerine gazete örtülmesine dayanamıyordum çünkü. çok moralim bozuluyordu. ayrıca bu adamın huzur içinde ölmüş gibi bir hali vardı. sanki dolaptaki her şeyi yemiş, yemiş, yemiş, son yaprak sarmasını da yedikten sonra derin bir oh çekip son nefesini vermiş gibi görünüyordu. ama niye bizim mutfakta? üstelik de buzdolabının önünü kaplamıştı tamamen. açmam imkansız görünüyordu. neyse boşver, dedim. insanda iştah filan bırakmıyorlardı. mutfaktan çıktım. kapıyı ölü şişko adamın üzerine sıkıca kapattım. birileri gelip üzerine gazete filan örterlerdi, neme lazım. salona girmeye korkmaya başlamıştım. bir adli vaka daha kaldıramam gibi geliyordu. şöyle kapının aralığından bakıp kapatacaktım. kapıyı açtım. oh, burada hiç ölü yok neyse ki dedim. gidip koltuğa oturdum. balıkların kavanozuna bakmaya başladım dik dik. turuncu olan çılgınlar gibi koşturuyordu çünkü. kalktım, kavanozu elime aldım. işte bu! bu odada da bir mevta olmasaydı olmazdı zaten, dedim. gri balık ağzının kenarları ve karnı simsiyah olmuş, kavanozun dibinde yan gelmiş yatıyordu. üzerine gazete örtmemişlerdi çok şükür. dünyadaki bütün canlılar öldü, tek ben mi kaldım yoksa diye korkmaya başladım. başka hiç bir odanın kapısını açmadan, pencereden dışarı filan bakmadan dogru odama gittim. kapıyı kapattım. yatağa yattım. battaniyeyi kafama çektim. gözlerimi kapattım. sonra nolduğunu kimse tahmin edemez! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani gerçekten tahmin edemez. ben bile edemiyorum. ama ruh sağlığım açısından mortalitesi daha düşük bir rüyaya geçmiş olabileceğim ihtimali üzerinde düşünülmeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1677535974419217641?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1677535974419217641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1677535974419217641&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1677535974419217641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1677535974419217641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/03/oluler-evinden-anlar.html' title='ölüler evinden anılar'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1111386870299085242</id><published>2010-03-01T20:53:00.001+02:00</published><updated>2010-03-01T20:54:58.271+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktibas'/><title type='text'>insanlar neden evlenir?</title><content type='html'>rum suresi'nden mülhem, "kadın ile erkek birbirinde sükunet bulabilsin diye" derim. 21. ayet...&lt;br /&gt;ayrıca bu duyduğum, okuduğum, hissettiğim ve bildiğim en mükemmel aşk tarifidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;emre&lt;/span&gt;/http://www.formspring.me/cetele&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1111386870299085242?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1111386870299085242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1111386870299085242&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1111386870299085242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1111386870299085242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/03/insanlar-neden-evlenir.html' title='insanlar neden evlenir?'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-6654032100693580609</id><published>2010-02-04T16:27:00.003+02:00</published><updated>2010-02-23T19:56:42.614+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;object width="150" align="middle" height="50"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=59.png&amp;music_file=http://lost-3.moy.su/Myzika/JoePurdy-WashAway.mp3&amp;bg_color=656565&amp;type_of_clip=simple&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=Last+day&amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;merhaba! naber?&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;hey sana söylüyorum. iyiyim filan demen gerekiyor.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;hımm. kimse yok yani. iyi, ben de kendi kendime konuşurum. bence bir sakıncası yok. geçenlerde bir yerlerde okuduguma göre küresel ısınma denen şu felaket tamamen uydurmaymış, yani yokmuş öyle bişey. nasıl olur dedim. e hani buzullar eriyecekti, pasifigin suyu buharlaşıp bilmem kaç milyon metreküp kalacaktı? sonuçta eskimo filan değilim, bütün yıl ugraşıp yaptıgım iglom filan da yok. oh çok şükür buzullar erimiyormuş diye sevinmedim o yüzden. hem ya penguenler? yani buzullar erimeye başlayınca penguenler 20li gruplar halinde küçük adımlarla aşagılara dogru inmeye başlayacaklardı ne güzel. en azından ben öyle hayal etmiştim. böylece pazartesi işe giderken, caddede karşıdan karşıya geçerken hayatından bezmiş, somurtkan bir adam yerine sevimli, son derece sempatik bir penguen görebilecektik. bu hayalim de 'iklim değişikliği sonrası bahçede mango ve okaliptüs ağacı yetiştiriciliği ' hayalimle birlikte 2089 yılına ertelenmiş gibi görünüyor. iklim değişikliği filan da palavraymış çünkü. bu palavraların kaynağı 80 yaş ve üstü bazı saygıdeger ama kusura bakmazlarsa çok bilmiş dedeler ve nineler bence. yani dünyanın bütün 80 ve üstü nine ve dedeleri ağız birliği etmişçesine 'ah, vah, dünyanın sonu geldi, ocak oldu kar yağmadı, şubatta ağaçlar çiçek açtı, mart kapıdan baktırmadı, kazma kürek filan yaktırmadı' deyince dünyanın geri kalan insanları da, bu kadar yıl yaşamışlar, vardır bir bildikleri deyip onlara inandı ve şu iklim değişikliği safsatası aldı başını gitti. iklim filan değişmemiş işte. görüyorsunuz kar gövdeyi götürüyor :) kar deyince, estetik duygusundan yoksun çocukların kar yagdıgı günlerde evden dışarı salınmamaları konusunda bir kanun çıkarılması teklifi götürülürse meclise iyi olur bence. kimin götüreceğini daha sonra bildiririm. yüksek sesle konuşmayan, yumruk atmayan, parmak ve gözlük kırmayan, küfretmeyen vekillerimizden birinin götürmesinin uygun olacağını düşünüyorum. kar mevzuna geri dönersek, geçtiğimiz günlerde bazı çocukların yer üzerinde çok yüzeysel bir kar tabakası varken dahi sokaktaki o güzelim kar örtüsünü sanırım mutfaktan aşırdıkları spatulalar yardımıyla topraktan kazıyıp kardan adam yapma işinde kullandıklarına şahid oldum. ortaya şu içler acısı görüntü çıktı : her tür estetikten, havuç burundan ve kömür gözlerden yoksun kafası olmayan bir kardan adam (daha çok küçük bir termit yuvası da denilebilir ) ve bu sözümona kardan adam yapılırken apartmanın önündeki eser miktardaki karın toprak üzerinden hoyratça kaldırılıp heba edilmesi. kendilerini esefle kınıyorum. insanın komşusunun çocuklarını esefle kınaması hoş bişey olmayabilir ama onlar da kar kalınlıgı en azından 40 cm olmadan kardan adam yapmasınlar bir zahmet. keşke alt komşumuz totoro olsaydı. o zaman hiç böyle olmadık şeylere üzülmem gerekmezdi. bir kere onun çocugu yok. ayrıca kedi şeklinde, ne zaman çagırsa gelen ve nereye isterse saatte 5000 km hızla filan gidebilen bir arabası var. üstelik bütün gün boyunca uyudugu için üst komşumuz gibi günün muhtelif saatlerinde yüksek sesle korkunç hip-hop şarkıları da dinlemezdi. totoro şu anda nerede yaşıyor bilmiyorum ama buradan kendisine sesleniyorum: sevgili totoro, eger ev sahibin seni sudan bir sebeple evden çıkarırsa, yada kiranı filan ödeyemezsen beni ara. alt katımız boş ve bence ev sahibi senden daha iyi bir kiracı bulamaz. her neyse, ben şu yukarıdaki şarkıyı dinleyeyim biraz. bu şarkıyı seviyorum. joe purdy diye bir adam söylüyor. joe arkadaşım olsa onu her gördüğümde sırtına vurup, hey jeopardy, naber, hayat bir jeopardy aslında baştanbaşa ne dersin, derdim. o da bana ismimle dalga geçmeyi ne zaman keseceksin sen ha, senin sorunun ne dostum filan derdi herhalde. tabi bu hayalimde ben ve dostum joe kuzey carolinanın varoşlarında yaşayan ve benzincide çalışırken tanışıp ahbap olmuş iki zenci olurduk. benim odamda yatagımın başucunda kocaman bir m. luther king posteri olurdu, altında da kocaman harflerle 'I have a dream' yazardı. joe'nun duvarındaysa malcolm x posteri olurdu. sonra neler olurdu bilmiyorum. herhalde günün birinde american history x filmindeki gibi zenci düşmanı biri tarafından joe öldürülür, ben de beyazlardan nefret etmeye başlar, benzincideki işimden ayrılır, evimi, ailemi, ülkemi bırakıp kendimi yollara vururdum. filmin son karesinde arkasında life is a jeopardy yazan külüstür arabamla uzayan bi yolda hızla uzaklaştıgım görünürdü ve tamamen gözden kayboluncaya kadar da şu yukarıdaki joe purdy'nin şarkısı çalardı. sonra bu filmi sundance film festivaline gönderirdim. ve o yıl festivalin açılış filmi olurdu. beni de onur konuğu olarak utah'a çagırırlardı ama ne yazık ki çok meşgul oldugum için gidemezdim. sanırım hayal kurma hız limitini epey aştım. birazdan bir güvenlik görevlisi, bir trafik polisi, yada kasaba şerifi tarafından çevrilebilirim. böyle bişey olursa kendisine buranın yabancısı oldugumu ve hız limiti geldiğim yerde burdakinin epey üstünde oldugu için böyle bir ihlale sebebiyet verdiğimi söylerim. o da bana : bak sen, neresiymiş bakalım senin geldiğin yer der, ben de ona : tam koordinatlarını vermem gerekirse bayım, uranüs ve satürn arasındaki en büyük 2. bulutsunun kuzey yamaçlarındaki küçük bir sahil kasabasında yaşıyorum der ve sonra arabanın önündeki düğmelerden birine basıp arabayı mavi renkli elips bir ufoya çeviririm. sonra da baygın şerifi ufonun arkasına koyup en yakın hastanenin acil girişine bırakır ve olay mahallinden uzaklaşırım herhalde. bu yazının gidişatı hiç iyi değil bence, zincirleme hayallerime devam edip otobanda dehşete sebep olmak istemem.. şimdi benim için küçük bir adım, insanlık içinse büyük bir adım atıp gidiyorum. lütfen üzülmeyin. bu uzun vadede hepimiz için daha iyi emin olun! :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-6654032100693580609?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/6654032100693580609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=6654032100693580609&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6654032100693580609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6654032100693580609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/02/merhaba-naber.html' title=''/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3504142790970466296</id><published>2010-01-31T12:20:00.001+02:00</published><updated>2010-01-31T12:21:59.374+02:00</updated><title type='text'>kısa bir masal</title><content type='html'>evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bulanık sulardan, paşabahçe vapurundan, yağmurlu bulutlardan, bir masum mor menekşeden, kendini sulara atmış küçücük deli gemiden çok sonra, çokça da uzun bir aradan sonra kız ile r. kaf dağı'nın bu yanında rast gelmişler, oturmuş konuşmuşlar. ayrılmak üzere tokalaşırken r. : "seni" demiş, bir kaç saniye durmuş. bu bir kaç saniye nasıl uzun gelmiş kıza, nasıl nasıl cümleler tamamlamış hayalinde. ve devam etmiş r. : "gördüğüme sevindim." kız yavaşça derin bir nefes vermiş, gülümsemiş. "ben de" demiş. "hoşçakal." "hoşçakal"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3504142790970466296?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3504142790970466296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3504142790970466296&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3504142790970466296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3504142790970466296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/01/ksa-bir-masal.html' title='kısa bir masal'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3999297638349271304</id><published>2010-01-29T12:47:00.001+02:00</published><updated>2010-01-29T12:49:53.109+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>hayatımda sadece bir kere trene tek başıma bindiğimi hatırladım bu gün. aslında unutmuş da değildim. lisede sirkeciden cankurtaran'a kadar gitmiştim. trende ikinci kez oturacak boş bir yer bulabildiğim gündü. trende hiç tanımadığım biri ile konuştuğum tek gündü. biri, çantasından ismini daha önce duymadığım ve şimdi hatırlamadığım bir artist resmi çıkartıp kuaföre aynı modelde kestirdiği söylemiş ve nihayet o resimdeki kadına benzeyip benzemediğini sormuştu. mental durumundan epey endişe ettiğim genç kıza tam istediği cevabı vermiştim muhtelemen: "aa, evet gerçekten çok benzemişsin" sirkeciden sonra ilk durak cankurtaran olduğundan muhabbeti uzatma fırsatı bulamadan trenden indim. sonra 3 defa daha trene bindim izmit-istanbul arası. ama her hafta trene bindiğim zamanlar lise yıllarıydı. yatılı okurken çok sevdiğim 2 arkadaşımla beraber feneryolu'ndan adapazarı yönüne giderdik. hep kapı önünde ayakta dikilirdik. çok konuşur çok gülerdik bütün liseli kızlar gibi. en çok canan gülerdi. ama en son o inerdi trenden. ilk ben inerdim. en kısamız da bendim. deniz az biraz daha uzundu, canan gerçekten benden epey uzundu. perşembe gecesi yatakhanede bütün çantalarımın eteklerimin vesaire ceplerini boşaltır, tren bileti ve bir simit parasını ayırıp kalan bütün parayı kantinde yerdim. genelde anca bi çokomik-çay ikilisine yeterdi. çok kalmışsa bir de muzlu puding alırdım. genelde denizle beraber yerdik. cuma günlerini severdim. hem eve gideceğim için hem de o çok sevdiğim 2 arkadaşımla tren yolculukları çok keyifli olduğu için. bir sene sonra okulun yakınında bir eve taşındığımızdan tren yolculukları bitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3999297638349271304?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3999297638349271304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3999297638349271304&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3999297638349271304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3999297638349271304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2010/01/hayatmda-sadece-bir-kere-trene-tek.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-8340646095234989028</id><published>2009-12-14T13:05:00.003+02:00</published><updated>2009-12-15T08:59:39.786+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>- bal -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;büyük ve güzel bir elin tuttuğu, küçük ve sıcak bir el boşlukta ilerliyor. küçük, sıcak elleri olanın kısılmış gözleri uzaklara bakıyor. uzaklarda tepeler, tepelerde ağaçlar, ağaçların arasından cami minareleri görüyor. minarelerin tahta kapıları yukarılardan leylekli çatıları gözetliyor. bazı yağmurlar yağıyor sonra. bazı evlerin küçük pencerelerini ıslatıyorlar. pencerelerin gerisinde yaşlı ve yorulmuş bir yüzün, az konuşmuş çok susmuş dilinden kimsenin duyamayacağı bazı şeyler dökülüyor. melekli, yağmurlu, aminli şeyler. kapılar yorgun yüzlerin, suskun sözlerin, melekler, yağmurlar ve aminlerin üzerine kapanıyor. başka kapılar başka bahçelere açılıyor. bahçelerde aslanağzı çiçeklerini aslan ağzına benzetemeyen çocuklar bulunuyor. bir rüzgar esiyor, bir fırtına çıkıyor. çocuklar üşüyor, bahçeler boşalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- süt -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kirli beyaz bir kuyruk yanında kirli kahverengi bir kuyrukla yaşlı bir ağaca tırmanıyor. ağacın en tepesindeki dalda bir kuş var. kuş önce bıyıklara sonra kuyruklara bakıyor, sonra bir kez kanat çırpıp, karşı apartmanın 3. kat balkon demirlerine konuyor. balkon demirleri kuşu hiç umursamıyor. çünkü balkon demirlerinin dünyada umursadığı tek şey caddelerdir. bütün gün boyunca caddeyi izliyor balkon demirleri. caddeden büyük ayakkabılar geçiyor, küçük ayakkabılar geçiyor. siyah ayakkabılar, kırmızı ayakkabılar ve beyaz ayakkabılar geçiyor. araba tekerlekleri geçiyor sonra. bisiklet tekerlekleri geçiyor. yağmur suları geçiyor caddeden, çok yağmur yağınca. kurumuş yapraklar geçiyor rüzgarlı havalarda. rüzgarlı havalar bisikletlere iyi gelmiyor. hep böyle havalarda bozuluyorlar. frenleri tutmuyor, zincirleri atıyor. bozulmuş bisikletleri adı 'c' ile başlayan çocuklar hemen tamir edebiliyor. rüzgarlı havalarda adı 'c' ile başlayan çocuklar hep çok ince oluyor. dizlerindeki küçük sıyrıktan aşağı doğru kan akan küçük kızlar bu gibi şeyleri unutmuyor. kirli beyaz kuyrukla, kirli kahverengi kuyruk ağaçtan iniyor. kuş ağacın en tepedeki dalına konuyor. balkon demirleri caddeye bakmaya devam ediyor. son ayakkabılar ve son bisiklet tekerlekleri de caddeden geçip gidiyor, caddeler boşalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- yumurta -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mavi yazan siyah bir kalem beyaz bir kağıda 'şu anda saat ikiyi on iki geçiyor' yazıyor. sonra 'bugün on dört aralık pazartesi' yazıyor. perşembe olsaydı, bugün bütün günlerden daha perşembe, yazardı. onun yerine 'şu anda saat ikiyi on altı geçiyor ve günlerden hala on dört aralık pazartesi' yazıyor. bazen zamanlar geçmek bilmiyor, yazıyor. sonra şunları yazıyor : pazartesileri sevmem. perşembeleri severim. neden bilmiyorum. bilmediğim çok şey var. öğrenmek istemiyorum. öğrendiğim bazı şeyleri unutmak istiyorum. unuttuğum bazı şeyleri durup dururken hatırlamak istiyorum. mesela 24 haziran  1991 günü öğleden sonra üçü yirmi geçe neredeydim ve ne yapıyordum. bunu bilmeyi gerçekten  çok isterdim. o gün akşama kadar ne yaptığımı, yanımda kim olduğunu, akşam yemeğinde neler yediğimi filan. bunu bilmek bana hiçbir şey kazandırmayacak biliyorum. benim istediğim de bu zaten. hiçbir şey kazanmamak. birşeyler kazanmaya çalışırken çok yoruldum. bir süre hiçbir şey kazanmaya çalışmadan öylece durmak ve gökyüzüne bakarak geçmişteki bazı günlerde nerede, ne yapıyor olduğumu hatırlamak istiyorum. rus bilim adamları, kafamıza yerleştirdiğimiz elektrotlarla beynimizin bazı bölgelerinin uyarılması sonucu geçmişteki istediğimiz bir gün ve saati hatırlayabildiğimiz bir alet yaparlarsa çok sevinirim. umarım bu yüzyılda yapabilirler. çünkü önümüzdeki yüzyılı dünyada geçirmeyeceğim sanırım. önümüzdeki yüzyıl ve sonraki yüzyıllar ve binyılları dünyadan daha iyi bir yerde geçiririm umarım. kocaman bir ormanda, içinde her şeyle ilgili her tür kitabın ve yeterince bisküvi ve sıcak içeceğin olduğu devasa bir kütüphanede arşiv sorumlusu olabilirim mesela. bu arada birden 5 ekim 2119 günü nerede, ne yapıyor olacağımı merak ettim. galiba gecenin bu vaktinde bu konuda bana yardım etmeleri için rus bilim adamlarına müracaat etmem yersiz bir davranış olur.&lt;br /&gt;saat üçü bir geçiyor. günlerden hala on dört aralık pazartesi. ama üzülmüyorum. yaklaşık 69 saat sonra perşembe olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-8340646095234989028?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/8340646095234989028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=8340646095234989028&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/8340646095234989028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/8340646095234989028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/12/bal-buyuk-ve-guzel-bir-elin-tuttugu.html' title=''/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3829386598848768119</id><published>2009-10-14T15:43:00.011+03:00</published><updated>2009-10-14T16:07:20.515+03:00</updated><title type='text'>portakal, turta bir de enkoheranslar..</title><content type='html'>karanlık ve yağmurlu günler geldi. bu, baharlar sona erdi demektir. baharlar sona erince sonbaharlar başlar. sonbaharlar genellikle orada burada uçuşan yaprakların görüldüğü, ters dönmüş şemsiyeler ve üstüste giyilmiş hırkalar mevsimidir. bir de havuçlar. meyve tabağında elma ve mandalinanın yanında uzun ince bir havuç görürseniz bilin ki sonbahar gelmiştir. karıştırmıyorsam tabi. karıştırıyorsam gelen sonbaharlar değil, kışlardır. tabi kışların geldiğini anlamanın daha kolay yolları vardır. örneğin, hayat bilgisi kitabının ortalarında bir yerlerdeki mevsimlerle ilgili şu şiir. o şiirin olduğu sayfaya dikkatlice bakarsanız  aynı ev, aynı ağaç ve aynı çitlerin bütün mevsimlerdeki sırayla çizilmiş resimlerini görürsünüz. ağacın altında sarı yapraklar resmi sonbaharı, ağaca dayalı bir merdiven ve merdivenin yanında bir sepet olan resim yazı, ağacın dallarının yeşil yapraklar ve çiçeklerden görünmediği resim ilkbaharı, ağacın üzerine gökyüzünden küçük beyaz topların döküldüğü resim kışı anlatır. işte bu son resmi kesinlikle unutmamalıyız. birinin bu arada unutmamamız için bize yüksek sesle  'bunu kafana iyice sok, tamam mı! '  demesi oldukça yerinde bir davranış olur. bundan daha yerinde bir davranış varsa o da bu kişinin bunu söyledikten sonra mutfağa gidip biraz çaylı kek getirmesidir. bunu yapmıyorsa hiç olmazsa biraz çay ve biraz kek getirmelidir. işin bundan sonrası bize kalır. kekler çatal yardımıyla küçük parçalar haline getirilip çaya batırıldığında kekimiz çaylı, çayımız küçük kek parçalı olur. anneler bu işlem süresince bizim içinde oldugumuz odayı göremeyecekleri bir yerde karantinaya alınmalıdır. kek parçalı çaylar en güzel, parçalı bulutlu günlerde, salkımlı sögütlü bahçelere bakan pencere önlerinde içilir. söğütlerin salkımları mı vardır? salkım saçak olan o ağacın adı nedir? salkım değil ama alkım bir yayınevi adıdır ve gökkuşagı demektir. metis de bir yayınevi adıdır. kimileri , metis de siyah karga demek herhalde, diye düşünür. değilse niye kitaplarınızın önünde hep o sinir bozucu siyah karga vardır?  her şeyin bir anlamı vardır sonuçta. bunu daha çok bir kitap adında görmüştüm küçükken.  her şeyin bir anlamı olduğunu yani. o kitaba göre her şeyin bir anlamı varmış. tıpkı her gecenin sabahı, her kışın baharı olması gibi. bu kadar basit. o kadar basit ki&lt;br /&gt;neredeyse şu kadar: 3x=12  4y=20  ise  x+y =? &lt;br /&gt;bu soruyu yapamadıysan sakın o gün dershaneye gitme. çünkü dershanedeki çocuklar seni merdivenlerde ' sen yaşayan bir ölüsün dostum ' şarkısı eşliğinde karşılayacak ve sonra seni topluca aforoz edeceklerdir. aforoz kelimesi ingilizcesi berbat bir beyrutlunun  günlerden bir gün durup dururken 'I've fallen a rose' gibi bir cümle kurması ve bununla kalmayıp bunu a-fo-rooz diye telaffuz etmesi, sonra biraz az ve uz gidilmesi, birtakım dere ve tepelerden düz gidilmesi ve aradan yüzyıllar geçmesi neticesinde küçük bir anlam dejenerasyonuyla dilimize girmiştir. evet, aforozu dilimize kazandıran beyrutlu için her cuma istiklal marşından sonra 1 dk saygı duruşunda durulması konusunda size katılıyorum bayım. ancak şapkanız biraz demode ve çok fazla önünüze doğru eğdiğiniz için gözleriniz şapkanın içinde kalıyor. bu yüzden gece mi, gündüz mü anlayamıyorsunuz. geceniz gündüzünüze karışıyor. gözlerinize uyku girmiyor. insomniadan muzdarip oluyorsunuz. üzülmeyin lütfen, bir dk. size hemen bir bardak su ve bir adet küçük sevimli bir insomin drj getirdim.  oh! bilim güzel şey bazen. tüm bilim insanlarına başta stephen hawking olmak üzere buradan selamlarımı gönderiyorum. başta stephen olmalı çünkü onun tekerlekli sandalyesi var ama hiç somurtmuyor. başta olmayı hakediyor yani. mesela michael jackson'un tekerlekli sandalyesi olsaydı o kesinlikle somurturdu. çünkü gece gündüz durmadan 'kahretsin, şu halime bir bak, tekerlekli sandalyem var, yürüyemiyorum, ben buyum işte, kahrolası sakat bir zenci' gibi şeyler düşünüp dururdu. bu yüzden sürekli morali bozulur, hiç bir şey yemeden öyle aç aç dolaşır, öldüğünde 35 kilo filan olur, midesinde sadece ilaçlar bulunur ve yüzünün bir yarısı içine çökmüş olurdu. fazla üzülmek insana neler yapıyor görüyorsunuz işte. tam burada sizin için bir şarkı çalıyorum : boşvermişim, boşvermişim,...( 32 kere böyle deniyor) dünyaya, ağlamak istemiyorsan falan filan falan filan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet ne diyordum, her şeyi boşverdiğimize göre artık bir ünvanımız var: boş verenin boş kalfası. oldukça etkileyici ve gelecegi parlak bir iş. yine de biz biz olalım nasıl derler, completely boşvermeyelim. onun yerine ne bileyim az verelim candan verelim çok verelim maldan verelim mesela. yada yiyelim, içelim kam alalım dünyadan. yada almayalım mazlumun ahını, çıkmasın aheste aheste. &lt;br /&gt;çok şaheste bir yazı kesinlikle !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3829386598848768119?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3829386598848768119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3829386598848768119&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3829386598848768119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3829386598848768119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/10/portakal-turta-bir-de-enkoheranslar.html' title='portakal, turta bir de enkoheranslar..'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1213202081492501536</id><published>2009-10-10T14:28:00.000+03:00</published><updated>2009-10-10T14:29:38.644+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok&lt;br /&gt;ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;turgut uyar&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1213202081492501536?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1213202081492501536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1213202081492501536&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1213202081492501536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1213202081492501536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/10/kymz-uzak-ve-kuytuda-ellerimiz-sanki.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-4090319588064199647</id><published>2009-09-16T17:30:00.002+03:00</published><updated>2009-09-16T17:38:07.742+03:00</updated><title type='text'>"içerde doktor var haaa"</title><content type='html'>sağlık ocağındayım. Çocuğun tkei kapı aralığından baktı. "İçerde doktor var haa" diye bağırıyor koridorda. Korkunç bir şeyim ben, doktorum. Hah hah. Nefret ettiğim bişi varsa o da gürültücü çocuklardır; değildir, çizidir. Bütün çiziler bütün marketlerden toplatılsın ve Afrika'ya gönderilsin, bir daha da üretilmesin. Çizi yerine de kakaolu ikram yapsınlar mesela, halley yapsınlar, biskrem yapsınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İçerde doktor var haaa" diye bağıran çocuğa iğne mi ne yapıldı şimdi höykürerek ağlıyor. Çık artık şu sağlık ocağından, çıktı. Höykürerek ağlayan çocukları da Afrika'ya göndersek nasıl olur. Türkiye'de çocuk kalmaz o zaman biliyorum. Çünkü höykürerek ağlayan çocuklar her yerdeler. Apartman boşluklarında, çocuk parklarında, sağlık ocakları, hastaneler, alt komşunun evi, marketler, her yer, her yer. Kurtulmak mümkün değil. Korkunç bir epidemi. Pandemi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-4090319588064199647?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/4090319588064199647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=4090319588064199647&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4090319588064199647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4090319588064199647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/09/icerde-doktor-var-haaa.html' title='&quot;içerde doktor var haaa&quot;'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1374155891262263590</id><published>2009-09-10T13:10:00.001+03:00</published><updated>2009-09-10T13:12:54.764+03:00</updated><title type='text'>: )</title><content type='html'>yeni post yok.&lt;br /&gt;: ))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1374155891262263590?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1374155891262263590/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1374155891262263590&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1374155891262263590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1374155891262263590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/09/blog-post.html' title=': )'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3989520175577920016</id><published>2009-07-11T13:01:00.001+03:00</published><updated>2009-07-11T13:05:36.940+03:00</updated><title type='text'>geçen kıştan kalma notlar</title><content type='html'>I.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağlık ocağında genelde ilaç yazıyorum. sürekli aynı şeyleri konuşunca insan bir süre sonra otomatikleşiyor. ama arada bir kısa devre olması da kaçınılmaz sanırım. günaydın, nasılsınız, teşekkür ederim siz nasılsınız, geçmiş olsun tekrar, iyi günler birbirine giriyor. günaydın diyor biri, teşekkür ederim siz nasılsınız diye karşılık verebiliyorum mesela. keşke böyle yapmasam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de keşke bahar gelse artık. sonra yaz gelse falan. belirsizlik güzel şey değil, ama belli bazı şeyleri beklemek de zormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gün bir hastam ilaçlarını yazdırmak için geldi. daha önce de 3 kere falan gelmişti. her geldiğinde beni evine davet eder. 80 küsur yaşında bir amca. eşini çok seviyor. eşi bolulu, ordan biraz hemşeri de sayılıyoruz. kendisi 1.83, eşi 1.50 boylarındaymış. evlendiğimizden beri ufacık tefeciktir, bana bir kere kötü söz söylemedi, onu çok kızdırsam allah iyiliğini versin derdi bana; dünyaya 50 kere gelsem her defasında yine onunla evlenirim diyor. ama şimdi eşi alyzmer başlangıcındaymış. amcayı kırmaya, sebepsiz yere tartışma çıkarmaya başlamış... sanırım amcanın dünyada tutunduğu en önemli şey eşiymiş, o değişince darmadağın olmuş. düşünüyorum da eşini kaybetseydi, o zaman dayanacağı hatıraları olurdu, tozlanmamış; hatta üzerinden geçildikçe daha da parlayan hatıralar. böylesi daha zor sanki. yaşamımdan hiç zevk almıyorum diyor. fiziksel rahatsızlıkları da var, bir dolu raporlu ilaç kullanıyor. ama o hastalıklar değil de, eşinin değişmesi mutsuz ediyor amcayı.. allah sabır versin. inşallah cennette birbirlerini sevdikleri gibi bulurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IV.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hastalara dokunmayı, onları muayene etmeyi sevmiyorum. ama ben muayene ederken cırlamayan çocukları seviyorum, çok masumlar :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3989520175577920016?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3989520175577920016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3989520175577920016&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3989520175577920016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3989520175577920016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/07/gecen-kstan-kalma-notlar.html' title='geçen kıştan kalma notlar'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2563843420119664354</id><published>2009-07-03T13:01:00.008+03:00</published><updated>2009-07-09T10:18:38.049+03:00</updated><title type='text'>neredeler?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/Sk3XRpQtM-I/AAAAAAAAAHg/OKryNz06Raw/s1600-h/dinner.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354172230147060706" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/Sk3XRpQtM-I/AAAAAAAAAHg/OKryNz06Raw/s320/dinner.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="50" width="150" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=59.png&amp;music_file=http://zetle.net/mpa3/OST%20-%20Goodbye%20Lenin%20-%20Yann%20Tiersen/15.%20Yann%20Tiersen%20-%20Childhood%20(2).mp3&amp;bg_color=898989&amp;type_of_clip=simple&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=rain&amp;buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilerde anneanne&lt;br /&gt;iyi günler ilerde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2563843420119664354?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2563843420119664354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2563843420119664354&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2563843420119664354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2563843420119664354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/07/neredeler.html' title='neredeler?'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/Sk3XRpQtM-I/AAAAAAAAAHg/OKryNz06Raw/s72-c/dinner.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5375954421393409454</id><published>2009-07-01T19:24:00.006+03:00</published><updated>2009-07-04T12:34:59.369+03:00</updated><title type='text'>teşekkür.</title><content type='html'>başta otobüsü kaçırdığı için taa ankaradan taksi tutup gelen sevgili &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;safiye&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ve başka otobüs bulamadığından samsun'dan sabahın dördünde gelen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;sevda&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; olmak üzere, düğünüme katılıp mutluluğumu paylaşan; beni yalnız bırakmayan arkadaşlarıma ve nikah şahidim olmak için gelen &lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;mevlana idris&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;'e teşekkür ederim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5375954421393409454?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5375954421393409454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5375954421393409454&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5375954421393409454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5375954421393409454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/07/tesekkur.html' title='teşekkür.'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-4712598391941127822</id><published>2009-05-09T18:28:00.006+03:00</published><updated>2009-05-10T16:10:04.056+03:00</updated><title type='text'>valiler çıldırmış olmalı!</title><content type='html'>etna yanardağından selamlar sevgili pompeililer,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanar ve döner dağların sizde flashback etkisi, jetlag etkisi, kelebek etkisi vb muhtelif nahoş etkiler yaptıgının farkındayım. lakin yapacak bir şey yok. biraz flaşbekten kimseye zarar gelmez veyahut hayat acımasız soguk ve zalim haksız ve hain bazı insanlara. öhöm. 61. olagan genel kurul kongresi ve delege seçimini yapmak ve meclis koltuklarının fok derisi ile kaplanması önergesini görüşmek üzere toplanmış oldugumuz bu müstesna mekanı gün batmadan ve sayın fernando hussein alabamanın teşriflerini müteakiben ve inşallahüteala etna aktifleşmeden terk etmek niyetindeyiz. ve içiniz rahat olsun ki new orleans gözlem evinden dostum dr. theodor kosinski, az önce yapmış oldugum telefon görüşmesinde önümüzdeki çarşambaya kadar etna taraflarında bir aktivasyon belirtisi olmadıgını, sadece kuzey yamaçlarda ufak çaplı bir kaç radyoaktif ışıma ve lav püskürtasyonu ve 65 mg/dl/gün düzeylerinde önemsiz bir argon gazı kaçagı olabilecegi bilgisini benimle paylaştı. kuzey yamaçlarına sigarayla yaklaşmadıgımız sürece sizi temin ederim ki önümüzdeki 7 saat içinde başımıza gelecekler guantanamoda başımıza gelebileceklerden daha acıklı olmayacaktır. etna dağında değil de mardin mazıdağında olsaydık durum değişebilirdi tabi. paleozoik dönemde oluşmuş bu volkanik dağlık yörede hala zaman zaman bir takım münasebetsiz patlamalar yaşanmakta nitekim. watson! not al. türk makamlarına mazıdağı felaketiyle ilgili geçmiş olsun dilekleri içeren telgraf çekilmesi, telgrafa manisa-akhisar yöresinden 17 ton biber gazının ithali talebinin dipnot olarak eklenmesi. bu noktada ne yazık ki sevgili pompeililer, sizlere teessüflerimi bildirmek zorundayım. 1 mayıs izci bayramı münasebetiyle trafalgar meydanında düzenlenen gösterilere stabilize ve nonstabilize muhtelif yan yollardan illegal olarak katılacağım diye tutturan bazı duyarsız izci arkadaş ve yoldaşların kaldırım taşlarına vermiş oldukları tahribatı önlemeye çalışan zeki ve çevik kuvvetlerin haddinden fazla biber gazı kullanması neticesinde, biber gazı stoklarımız saatler içerisinde eriyik haline gelmiştir. toplum düzeni, ahengi, ahenkle dansı ve ruh sağlığı açısından esansiyel aminoasit mesabesinde önem arzeden biber gazının böyle münferit eylemler için heba edildiğini içim cız ederek maliyeden sorumlu bakanımız sn. unakitano'dan ögrenmem üzerine, o üzüntü ve agresyon ve dahi kendi içimde yaşamış oldugum yoğun ajitasyon sonucu sn. unakitano'yu görevinden almışım farkında değilim. hatta ve hatta üzüntüden kendimden geçtiğim o 47 dk içerisinde daha pek çok sayıda bakanı koltugundan etmiş, kabinede adeta kolaylaştırılmış difüzyon kolaylığıyla bir çırpıda revizyon yapmışım. bunca şeyi bir olağanüstü hal bölge valisi olarak tek başıma yapabilmem ne kadar olağanüstü değil mi sevgili pompeii halkı. evet, öyle. işte şu sloganımı ( yes, we can! ) söylerken kastettiğim şeylerin içine kabine revizyonu da giriyordu. ( yes we can make a revision on the cabinet, if it's necessary, gibi ). topraklarımız, üzerinde yaşayanlara sadece kavun, mısır, haşhaş, çörek otu ve yaban mersini sunmuyor görüyorsunuz. beraberinde eşitlik, özgürlük, adalet üçlüsü ve sonsuz yetkiler, sınırsız müdahaleler, terörle mücadeleler, nüfusla mübadeleler ve daha nice badireler, arbedeler ve cendereler sunuyor saymakla bitmez. hatta bazı yörelerde yer yer law silahı, c4 patlayıcı, top, tüfek, fişek ve neredeyse smith wesson sunacak kadar cömert. evet, duyduklarınıza inanamıyorsunuz biliyorum. bu bereketli arazilerin sahibi şanslı vatandaşımız bay scubadivinger da tatil için bulunduğu inguşetyadayken bu inanılmaz derecede sevindirici haberi almış, ancak sevinçten oracıkta tinea pedis geçirerek acilen inguşetya merkez 2 no'lu sağlık ocağı yoğun bakım ünitesine kaldırılmıştır. sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu ve yurda dönmesi ve mazallah olur ya hapishaneye filan düşmesi durumunda hapishane banyosunda düşerek beyin kanaması geçirmesi yada aniden ölümcül bir virütik hastalığa yakalanması riski bulunduğundan sınırsız süreli olarak inguşetyada müşahede altında tutulmasına karar verilmiştir. dünya üzerinde tinea pedis'in tedavisi henüz mümkün olmadığı için sadece semptomatik tedavi uygulanan bay scubadivinger mümkün olur da yurda dönerse, dönüşünün ertesinde bir takım kafeterya, bar, mahalle kahvesi gibi mekanlarda neşe içerisinde kahkahalar atarken görülmesinin kuvvetle muhtemel oldugu, bunun tinea pedis hastalığının sensorinöral sistemde yapmış olabileceği tahribata bağlı sık rastlanan bir semptom oldugunun unutulmaması gerektiği inguşetya saglık bakanlıgınca tarafımıza iletilmiştir. evet gelelim, fok derisinden mamül meclis koltuklarına, efendim şimdi ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu akıllara durgunluk veren yazının gerçeklikle alakası glasgow koma skalasına göre : 4 (düşük) , child-pugh skorlamasına göre: 7 (düşük/orta) düzeyindedir. bunun üzerinde bir alaka kuranlar tüm sorumluluğu üstlenmekle mükelleftir, muvazzaftır, mukadderdir. watson! mukadderdir kısmını çıkart, o olmadı sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pompeii olağanüstü hal bölge valisi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruby kozakçıoğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-4712598391941127822?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/4712598391941127822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=4712598391941127822&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4712598391941127822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4712598391941127822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/05/valiler-cldrms-olmal.html' title='valiler çıldırmış olmalı!'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2220048900634587807</id><published>2009-04-06T17:29:00.004+03:00</published><updated>2009-04-07T22:07:48.437+03:00</updated><title type='text'>dikkat, kırlangıç fırtınası !</title><content type='html'>bazen hayat, lahana ve taze fasülye aromalı, üzerinde küçük brokoli parçacıkları olan ve pırasa suyuna bandırılıp çıkarılmış bir dondurma gibi. böyle mutasyona uğramış bir dondurmayı kim yemek ister ki? küçük john, yaramaz jane, ayşecik yada osmancan değil herhalde. elinde böyle bir dondurma ve yüzünde huzur dolu bir ifade gördüğümüzde şaşırmayacağımız tek kişi bay van gogh'tur bence. belki biraz da arşimet dostumuz. ikisi de bir şey yapmaya başlayınca o bir şeye öyle konsantre oluyorlar ki adeta paralel bir evrene geçiyorlar ve dünyadaki diğer tüm başka bir şeylerin hiç bir önemi kalmıyor. mesela bay van gogh için resim yaparken dünyadaki tek önemli şey resim yapmak. geri kalan her şey olsa da olur, olmasa da. misal kulaklarının hiç bir önemi yok. evet, hemen birini kesebilir ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle lahana ve taze fasülyeli dondurmadan bir ısırık alabilir. yada dostumuz arşimet. onun için de dünyadaki tek önemli şey suyun bir şeyleri kaldırabildiğini bulmak. bunu başardığı anda geri kalan her şey olsa da olur olmasa da. misal kıyafetlerinin hiç bir önemi yok. evet, hemen kıyafetlerini hamamda unutup, buldum buldum diye bağırarak sokağa fırlayabilir ve bir yandan da pırasa soslu dondurmasını iştahla yiyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, konumuz van gogh'un kulakları, arşimet'in tası, lahanalı dondurmalar yada sular ve kaldırmalar değil. konumuzdan uzaklaşmayalım mümkünse, kafamız karışabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat diyoruz, bazen diyoruz, nasıl desek diyoruz, yani diyoruz, biraz duruyoruz burada, biraz iç geçiriyoruz, biraz uzaklara doğru dalıp gidiyoruz, biraz üzgün müyüz, sanki öyleyiz, işte diyoruz, bu değil sanki diyoruz, yada bu ama böyle değil sanki diyoruz, yada böyle ama hep böyle olmamalı sanki diyoruz, sonra ne diyoruz, sanırım sonra susuyoruz, gerisini duyamıyoruz. sonra gülün bittiği yere geliyoruz. son durakta iniyoruz. şemsiyemizi açıyoruz. yok yağmuru seviyoruz. yağmur damlalarının şemsiyede çıkardığı sesleri de. eve gidene kadar tam yüz seksen altı tıp, tıp, tıp. cebimizden bir kağıt ve kalem çıkarıyoruz. cebimizde kağıt ve kalem bulabilmemize şaşırmıyoruz. kağıda yüz seksen altı yazıyoruz. altına da kırkaltıncı şemsiyeli yağmurlar şöleni yazıp katlıyor ve cebimize geri koyuyoruz. artık eve ulaşmış bulunuyoruz. kapıyı açıyoruz. şemsiyeyi banyoya, atkı ve eldivenleri mutfak masasına bırakıyoruz. bunların burda ne işi var diyen bir ses duyamıyoruz. başka bir ses de. küçük, karanlık odaya gidiyoruz. duvardaki takvime bakıyoruz. altı nisan pazartesi, kırlangıç fırtınası. pencereyi açıyoruz, gökyüzüne bakıyoruz. tüh, fırtına bitmiş, hiç kırlangıç yok diyoruz.&lt;br /&gt;gülümsüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ana fikir: ahmet, mehmet, süreyya / hepsi boş, hepsi rüya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2220048900634587807?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2220048900634587807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2220048900634587807&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2220048900634587807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2220048900634587807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/04/dikkat-krlangc-frtnas.html' title='dikkat, kırlangıç fırtınası !'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5951078035110227703</id><published>2009-03-05T23:41:00.006+02:00</published><updated>2009-03-06T00:30:59.781+02:00</updated><title type='text'>bir rüzgar bütün yaprakları uçuruyordu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SbBJjgsGWZI/AAAAAAAAAGQ/DcCQGVimVxU/s1600-h/tired.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5309824835088963986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 307px; CURSOR: hand; HEIGHT: 233px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SbBJjgsGWZI/AAAAAAAAAGQ/DcCQGVimVxU/s400/tired.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;bir ışık hep yanıyordu&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;bir balık durmadan yüzüyordu&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;bir telefonun zili çalıyor&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;em&gt;bir gül bütün sabahlara açıyordu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir çekirge hep zıplıyordu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir puhu durmadan ötüyordu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir sigaranın dumanı tütüyor&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir perde bütün akşamlara kapanıyordu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir adam hep yaşlanıyordu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir at durmadan koşuyordu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir ayakkabının bağı çözülüyor&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;bir yağmur bütün zamanlara yağıyordu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ve ben&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ışıklara da baksam&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;yağmurlara da &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;perdelere de baksam balıklara da&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://proggirl.wrzuta.pl/audio/3lVRhOGaLx/"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;yoruluyordum&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc66cc;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;*mevlanaidris*&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5951078035110227703?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5951078035110227703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5951078035110227703&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5951078035110227703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5951078035110227703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/03/bir-ruzgar-butun-yapraklar-ucuruyordu.html' title='bir rüzgar bütün yaprakları uçuruyordu'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SbBJjgsGWZI/AAAAAAAAAGQ/DcCQGVimVxU/s72-c/tired.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3120915462583206939</id><published>2009-02-12T19:51:00.005+02:00</published><updated>2009-02-12T20:13:00.243+02:00</updated><title type='text'>bazı anlar var, geçmiyorlar..</title><content type='html'>&lt;p&gt;sonra biraz yağmur yağdı. otobüsteki kadın sürekli öksürdü. otobüs koltuklarına alerjisi varmış. ah, anlıyorum, dedim. benim de domates sularına alerjim var dedim (içimden). ah, anlıyorum, dedi (içinden). ama ben duydum. sıfır desibelin altını duyabiliyorum da. duymayayım diye sürekli bişeyler anlatıp, gülüp duruyordu. ben sürekli bişeyler anlatıp, gülüp durmuyordum. sürekli susup, somurtmayla zorla gülümseme arasındaki ifadeyi uygulamaya çalışıyordum yüzümde çünkü. uygulama kısmen başarılı oldu. 100 üzerinden 73. kadın yağmur yağıyor mu diye otobüsün camından dışarı baktı. camı ardına kadar açtı. kafasını dışarı çıkardı. başını gökyüzüne çevirdi. sonra sol tarafa baktı. 36 nolu koltuktaki adamla göz göze geldi. o da camdan dışarı bakıyordu. sonra kafasını içeri soktu. yağmur yağıyor ama biraz, dedi.. yalan söyledim. kötü bişey biliyorum. kötü şeyler yapınca özür dilemeliyiz. Allah'tan. ve sonra hemen iyi bişeyler yapmalıyız. mesela çay içip, apoptozisi regüle eden genleri ezberleyelim. çay içmek iyi bişeydir. apoptozis de. hangisi daha iyi? bence çay içmek. istersen robbins'e sor. numarasını veriyorum : 009354448916990. o sana tabi ki, apoptozis diyecektir. patolojinin kitabını yazmış adam sonuçta. kitabın adını 'robbins patoloji' koymuş. çok egosantrikmiş, megalomanmış, grandiyöz sanrıları varmış.. yok canım daha neler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;sonra biraz canım sıkıldı. hiç bişey yemezsen tabi canın sıkılır der, anneme söylesem. dünyadaki her kötü şey ben az yediğim için oluyor zaten. mesela global ekonomik kriz veya kuzey kutbundaki buzulların erimesi veyahut bazı ergenekoncu zevatın epidemi varmış gibi ardarda rahatsızlanması olaylarında da benim parmagım var mutlaka. 19. dalga kapsamında gözaltına alınmalıyım. bilgisayarıma el konulmalı, okuduğum kitaplarda altını çizdiğim yerler, ayraçlara not ettiğim şeyler aleyhimde delil olarak kullanılmak üzere ilgili yargı organlarının yüce mensuplarına mühürlü ve üzerinde 'çok gizli evrak' ibaresi olan zarf ve kutularla iletilmeli. odamın muhtelif köşe ve bucağında , dolap ve çekmecelerde top, tüfek ve diğer askeri mühimmat araması yapılmalı, halı kaldırılarak odanın tabanından herhangi bir asit kuyusuna giden bir bağlantı yolu , bir tünel, bir kanal var mı yok mu incelenmeli. abartma ! peki.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;sonra bir limonu ortasından ikiye bölersen tam 18 tane küçük sarı üçgenin olur. sonra bir şarkıyı 18 kez ardarda dinlersen önündeki 24 yıl boyunca bi daha dinleyemeyebilirsin. sonra dünyada bir gün 24 saat sürer ki, bence çok uzun. saatleri ayarlama enstitüsü yetkililerinden rica ediyorum, 16 saat sürsün artık. sonra 16 hangi ilimizin plakası bil bakalım, soldan sağa yedi, dördüncü harfi s.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;sonra? sonrası iyilik, sağlık..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="50" width="150" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon3.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=59.png&amp;music_file=A3EAdkQG&amp;bg_color=620862&amp;type_of_clip=simple&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=rain" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3120915462583206939?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3120915462583206939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3120915462583206939&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3120915462583206939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3120915462583206939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/02/baz-anlar-var-gecmiyorlar.html' title='bazı anlar var, geçmiyorlar..'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3787899840381944575</id><published>2009-01-21T21:49:00.006+02:00</published><updated>2009-01-21T23:04:54.769+02:00</updated><title type='text'>sıkılmış..hıhımm.</title><content type='html'>iyi geceler dolores. bugün dünyadaki 9146. günüm. evet tam olarak 9146. uçsuz bucaksız holografik evrenimizin bucaklarından birindeki küçük sevimli gezegenimiz dünyada 9146 kere bıkıp usanmadan gözümü açıp uyandıgıma bakılırsa burada olmaktan mutluyum sanırım. ama emin değilim. fıstıklı cipsler, tuzlu leblebiler, elmalı sakızlar, delikli nane şekerleri, gazozlar ve patlamış mısırlar, knocking on heaven's door şarkısı, wake up and smell the coffee şarkısı, hello darkness my old friend diye başlayan şu şarkı , sonra bazı filmler, yaz mevsimleri, karpuzlar ve şeftaliler ve içinde ayşe adında kedisi olan bir kadının oldugu o küçük kütüphane, bazı camiler ve bazı mezarlıklar ve bazı kitaplar ve bazı şiirler ve bazı adamlar (örn:babamız) ve bazı kadınlar (örn: annemiz, büyük teyzemiz), evet bütün bunlar lezzetli ve kulağa hoş geliyor ve eglenceli ve bazen acıklı ama güzel ve çok iyi kalpli ve iyilik meleği filan adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama küçük sevimli dünyamızda bütün bunları çıkarınca hiç de küçük ve sevimli olmayan daha beş yüz milyar şey oldugunu düşünürsen, için 'satürne tek kişilik bir bilet lütfen, ah evet, halkaları olan ' gibi hislerle dolabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer o kadar çok helyum ve hidrojen olmamış olsaydı, satürn en çok yaşamak isteyecegimiz üçüncü gezegen olurdu bence. helyumla çalışan dev uçan balonlarla, buz pateni seyretmek için buz parçacıklarından oluşmuş şu halkalara gittiğimizi düşünsene. tabi pistte 35000 watt gücünde filan parlayan kıyafetler giydikleri için gözümüzü kamaştırıp, kendilerini sadece yere düştüklerinde görebildigimiz şu çiftlerden kesinlikle olmamalı. eglenceli olurdu ama sonsuza kadar böyle bir şey yapamayacagız sanırım sevgili romalılar. çünkü satürnde sevimli küçük dünyamızdaki gibi yazlar sıcak ve kurak, kışlar karla karışık yagmurlu filan değil. üstelik ikide birde korkunç fırtınalar çıktıgı için, ayçiçeği tarlalarındaki bütün ayçiçeklerinin içindeki çekirdekler, sonra 77 yaşında filan olup, kafalarında hep o kahverengi meksikalı şapkalarıyla caddelerde yürümeyi seven saygıdeğer bayların şapkaları ve elmalı kurabiyelerin üzerindeki pudra şekerleri bu fırtınalarda uzay boşluguna kaçıyor ne yazık ki. çok üzücü gerçekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üzülme, tamam, satürnü boşver, unut gitsin. biraz tutankamonun hazinelerinden bahsedelim. tutankamon binlerce yıl önce yaşadıgından, hakkında atıp tuttugumuz için bizi uluslararası adalet divanına filan şikayet edecek değil. diyelim ki etmek istedi, bir kere kendisi mısır eşrafından oldugu için, mısırlı hemşerileri, ölünce her yerine kutsal filan olan yapışkan bir sıvı sürüp, sonra da bütün vücudunu beyaz sargılarla çepeçevre sardıklarından (evet, burun deliklerinin içine de küçük pamuklar sokmuşlardı, çok üzücü), öyle sargılarla filan lahey'e gidecek hali yok. mail de atamaz, çünkü düşüncesiz mısır halkı, mezarını birsürü tabak, tencere, at koşum takımı , en sevdiği güneş gözlüğü, ilk scooter'ı, büyük babasından kalan I love Egypt şapkası gibi gereksiz şeylerle doldurdukları için laptopunu koyacak yer kalmadı. bu da düşününce bizim açımızdan güzel bir şey, ha ha .. felaket zengin bir adam olan bizim tutankamon çok mutsuz filanmıştır kesin. o kadar parayı yok sfenks yaptırıcam yok piramit yaptırıcam diye harcarsa olacagı buydu ! hayat pahalılıgından life coach denen şu adamlar da ek iş olarak piramitlerin yapımında çalıştıgı için esas işlerine konsantre olup, tutankamona dogru düzgün akıl filan veremiyorlardı herhalde. neyse, daha fazla atıp tutarsam, topluca tutankamonun lanetine maruz kalmayacagımızı garantileyemediğimden muhterem tutankamona Allahtan rahmet diliyor ve bu mevzuyu burada kapatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu günlük bu kadar yeter. bir sonraki ders için sayfa 13'ten aztek tapınaklarına kadar çalışıp gelin. iyi geceler dolores.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3787899840381944575?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3787899840381944575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3787899840381944575&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3787899840381944575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3787899840381944575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2009/01/sklmhhmm.html' title='sıkılmış..hıhımm.'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-571888715142178964</id><published>2008-12-26T21:35:00.008+02:00</published><updated>2008-12-26T23:01:30.881+02:00</updated><title type='text'>hani makarnalarsın ya..</title><content type='html'>'ben küçükken..' diye başlayan yazıları severim. çünkü o yazıların içinde hep biraz komik, biraz trajik, biraz trajikomik şeyler geçer. ki içinde böyle şeylerin oldugu bir yazı ormanda 7 kaplan gücünde bir&lt;br /&gt;yazıdır. 7 kaplanın gücünü ölçmek istersek, hemen içinde pembe renkli bir su ve parlak gri simler bulunan cetvelimize başvururuz.  7 kaplan yaklaşık olarak 14.3 inch gelir. hiç fena değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaplan deyince aklımıza aslanlar gelebilir. özellikle de kral olanlar. the lion king olanlar yani. evet. bu vesileyle altı yaşında olup, ilk kez sinemaya gidecek arkadaşlarımızı mümkünse kardeşleriyle gitmeme&lt;br /&gt;konusunda uyarmalıyız. çünkü altı yaşındaysak ne yazık ki kardeşimiz altı yaşında bile değildir ve ne yazık ki the lion king gibi bir filmde bile nasıl oluyorsa anlayamadıgı ve ikide bir bizi dürterek sordugu&lt;br /&gt;şeyler olabilir. ki bu da o kadar az eglencelidir ki. nerdeyse hiç yani. ölçmek istersek  hemen tahtanın sol tarafındaki termometreye bakarız . 0'ın altında -20 derece. hiç eglenceli değil yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tahta deyince aklımıza ilk okulumuz, ilk okulumuzun bahçesi, bahçedeki kömürlerin üstünde sigara içen atatürk heykel gibi bi şeyi - kömür değil onlar, kar bi kere -  , 1. sınıftaki türkçe kitabının en sonundaki&lt;br /&gt;'çorba' hikayesi gelebilir. o hikayeyi mutlaka okumalısınız. bütün gün boş boş oturup, hiç bir yemegi begenmeyen, annesini deli eden bi çocuk hakkındadır. işte annesi de bir gün bizimkine birsürü iş yaptırır,&lt;br /&gt;akşam olunca da önüne tuzsuz bir çorba koyar. çocuk nasıl yer, nasıl, çok begenmiştir yani. hikayenin ana fikri, çorbaların tuzu olup olmadıgını anlamamamız için o gün çok iş yapıp yorgunluktan ölmeliyiz, dir.&lt;br /&gt;yani c şıkkı. işte böyle de eğitici, öğretici, didaktik bir hikayedir bu çorba hikayesi. ne kadar ögretici oldugunu anlamak için hemen şu içine jeton atılan ve bagırarak bize kilo, boy ve kemik oranımızı söyleyen&lt;br /&gt;makinalara başvururuz. tam olarak 19 kilo, 1.30 cm boy ve %40 kemik. hiç fena değil. oldukça ögretici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada aklımıza birden küçükkenki yaz tatilleri gelebilir. nereden geldiğini sormayın lütfen. söylemek istemiyorum. işte bu yaz tatilleri bence kesinlikle 2.5 ay filan değildir. en fazla 3 hafta filandır. yada o&lt;br /&gt;ara uzayın derinliklerinde ikide birde meydana gelen korkunç süpernova patlamalarından dolayı dünyanın kendi ekseni yada işte güneşin etrafındaki dönüş hızı filan değişmiştir. gerçekten. neyse 3 hafta bile&lt;br /&gt;olsa  o yaz tatilleri kesinlikle tekrar piyasaya sürülmeli. satışa çıkınca haberim olsun lütfen. yalnız benimkinin içinde şu g. kod adlı kızdan olmasın mümkünse. hani şu 'aaamela, yugatela, uuuuva, şiiiva, andra&lt;br /&gt;mandra matmazella...' şeklinde tekerlemeler bilen - çek cumhuriyeti vatandaşıydı sanırım -  ve ip atlarken kendisini arı soktugu için bütün gün aralıksız aglayıp günümüzü mahveden kızı diyorum. bence&lt;br /&gt;mahalledeki oğlanlardan biri onu dövmeliydi. kesinlikle. ama ne yazık ki ilk okul 1'e giden oğlanlar böyle hayati meselelerle pek ilgilenmiyorlar. bozulmuş bisiklet tekerlekleri, zincirleri ve el frenlerinin ıslah&lt;br /&gt;edilmesi, geliştirilmesi ve rehabilitasyonu onları daha çok ilgilendiriyor niyeyse.  çok saçma. ne kadar saçma oldugunu ölçmek istersek içinde pembe renkli su ve simler bulunan cetvelimize başvururuz hemen.&lt;br /&gt;tam tamına 19 cm. oldukça saçma yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saçma deyince aklıma şey geldi. küçükken sevdiğim bi şarkı vardı. izel diye biri söylüyordu. şöyleydi: ... hani makarnalarsın yaa ruhumaa, bana da öyle bak kulun olayım. oy aman denizleri aş da gel kurbanın&lt;br /&gt;olam, kurtar beni buralardan ne olur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- makarnalar mı? ruh mu? çok saçma.&lt;br /&gt;- hiç de. küçükken, öyleydi o.&lt;br /&gt;- sonra?&lt;br /&gt;- sonra 'makarnalarsın ya ruhuma' , bakar dalarsın ya guruba olmuş. hiç güzel olmamış. eskisi daha güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle işte..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-571888715142178964?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/571888715142178964/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=571888715142178964&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/571888715142178964'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/571888715142178964'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/12/hani-makarnalarsn-ya.html' title='hani makarnalarsın ya..'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3030427202603596584</id><published>2008-12-11T19:18:00.000+02:00</published><updated>2008-12-11T19:46:08.176+02:00</updated><title type='text'>who'll try to fix..?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SUFQkZ0KWvI/AAAAAAAAAEY/jmAKSN2PHew/s1600-h/2370751397_be13243d6b_m%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5278588824590113522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 259px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SUFQkZ0KWvI/AAAAAAAAAEY/jmAKSN2PHew/s400/2370751397_be13243d6b_m%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="50" width="150" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon3.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;site=http://muzicons.com/&amp;icon_pic=59.png&amp;music_file=AHYBd0YE&amp;bg_color=99ccff&amp;type_of_clip=simple&amp;text_color=FFFFFF&amp;text_message=rain" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- napıyosun&lt;br /&gt;- iyiyim&lt;br /&gt;- napıyosun&lt;br /&gt;- iyiyim&lt;br /&gt;- ıslanıyosun&lt;br /&gt;- iyiyim&lt;br /&gt;- agladın mı sen&lt;br /&gt;- iyiyim&lt;br /&gt;- iyi, geç içeride iyi ol biraz da&lt;br /&gt;- petibör bisküvilerin üzerinde niye delikler var diye düşünüyodum&lt;br /&gt;- hımm çok acıklı bi mevzu gerçekten, benim de hep aglayasım gelir ne zaman o delikleri düşünsem&lt;br /&gt;- iyiyim ben&lt;br /&gt;- tamam, gel birlikte iyi olalım o zaman. petibör bisküvilerin üzerinde niye delikler var anlatırım hem sana&lt;br /&gt;- anlatma&lt;br /&gt;- tamam. o zaman bi paket petibör bisküvide toplam kaç delik varmış sayarız, sonra da hepsini çaya batırıp yeriz.&lt;br /&gt;- tamam.&lt;br /&gt;- iyiyim&lt;br /&gt;- :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3030427202603596584?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3030427202603596584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3030427202603596584&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3030427202603596584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3030427202603596584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/12/wholl-try-to-fix.html' title='who&apos;ll try to fix..?'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SUFQkZ0KWvI/AAAAAAAAAEY/jmAKSN2PHew/s72-c/2370751397_be13243d6b_m%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2223009852284807712</id><published>2008-12-10T13:24:00.000+02:00</published><updated>2008-12-10T13:29:54.783+02:00</updated><title type='text'>bayramda külkedisi olmak</title><content type='html'>sevgili anne ve babam süpürüp silme işlerini yapmam için beni evde bırakıp bayram gezmesine gittiler. tam külkedisi oldum. ev halkı gezip tozarken, ben evde temizlik yaparak beyaz atlı prensimi bekliyorum; leylayım, külkedisiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu lensler neden sürekli kayıyorlar, her şey ne kadar da bulanık... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkese iyi bayramlar dilerim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dipnot:&lt;br /&gt;sevgili serdar mahallesi halkı, bayramda eti fazla kaçırıp lipid profili baktırmaya, kolesterol ilacı yazdırmaya felan gelmeyin. kendinize dikkat edin, selamlar. imza: sağlık ocağı doktorunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2223009852284807712?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2223009852284807712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2223009852284807712&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2223009852284807712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2223009852284807712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/12/bayramda-klkedisi-olmak.html' title='bayramda külkedisi olmak'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-4578036048862802063</id><published>2008-12-09T20:30:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T21:23:03.684+02:00</updated><title type='text'>mesela..</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;object width="396" height="345" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-19bc3711bfe992bc" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v19.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D19bc3711bfe992bc%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330466655%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D79C9D7646BCC587BDA6153B9CE8B24E267A0FFBC.199C7483D92478A64D69858F94860B6E9704E7E0%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D19bc3711bfe992bc%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D3e7MGMDW9FFJ-NG4sJOBas416kE&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="396" height="345" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v19.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D19bc3711bfe992bc%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330466655%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D79C9D7646BCC587BDA6153B9CE8B24E267A0FFBC.199C7483D92478A64D69858F94860B6E9704E7E0%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D19bc3711bfe992bc%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D3e7MGMDW9FFJ-NG4sJOBas416kE&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kız: nereye gidecegiz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adam: nereye gitmek istersin ?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;film bitiyor böyle. keşke bitmese diyoruz. keşke, keşke o karlı yolda hep öyle gitseler, o harika müzik sonsuza kadar çalsa diyoruz. o uzun karlı yolda, o harika müzik çalarken hep sussalar, hiç konuşmasalar ama hiç sıkılmasalar, çok, pek çok mutlu olsalarmış mesela diyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;hayaller gerçek olsaymış mesela diyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;uzaklar yakın olsaymış mesela diyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir adam nereye gitmek istersin diye sorsaymış mesela diyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir kız gülümseyip grönlanda deseymiş mesela diyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;diyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dedik..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-4578036048862802063?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=19bc3711bfe992bc&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/4578036048862802063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=4578036048862802063&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4578036048862802063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4578036048862802063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/12/mesela.html' title='mesela..'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-6380083114737624936</id><published>2008-11-30T13:06:00.000+02:00</published><updated>2008-11-30T13:16:53.750+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/STJ16ONQ0RI/AAAAAAAAAFY/3kqUoNk6Wjc/s1600-h/item_L_15971.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 268px; height: 268px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/STJ16ONQ0RI/AAAAAAAAAFY/3kqUoNk6Wjc/s320/item_L_15971.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274407756710859026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" width="335" height="28" id="divplaylist"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=5967213-5d7" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=5967213-5d7" width="335" height="28" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-6380083114737624936?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/6380083114737624936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=6380083114737624936&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6380083114737624936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6380083114737624936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/11/blog-post.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/STJ16ONQ0RI/AAAAAAAAAFY/3kqUoNk6Wjc/s72-c/item_L_15971.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-8253239327165443984</id><published>2008-11-11T19:53:00.002+02:00</published><updated>2008-11-11T23:49:01.830+02:00</updated><title type='text'>fantaaa fantaaa fantastik</title><content type='html'>Kısa sayılabilecek bir sürede, ardarda Ellenium, Tamuli, Belgariad ve Yerdeniz serilerini okudum. Toplamda 15 kitap. Büyücüler, ejderhalar, kayıp krallar, tanrılar, şovalyeler, devler, cüceler, gizemli taşlar vesaire. Ejderha Mızrağı serisine başladım şimdi de. Sanırım artık içim baydı büyücülerden bilmem nelerden. Harry Potter'ın 7 kitaplık serisini ve Yüzüklerin Efendisi, Hobbit ve Silmarillon'u da okumuştum zaten. Sen olsan sen de bıkardın. Diyeceğim o ki, fantastik romanlar bir yerden sonra birbirini tekrar ediyormuş. Hepsinde çeşitli ırklardan, çeşitli diyarlardan bir grup savaşçı, yanlarında muhakkak bir büyücü ile beraber dünyayı kurtarmak için uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkıyorlarmış... Ejderha Mızrağı da dahil olmak üzere sadece Yerdeniz serisi kahramanlarının olay kurgusu içinde tam kaybolmaması, daha elle tutulur bir ruhsal profil çizmesi ile diğerlerinden ayrılabilir. Yüzüklerin Efendisi serisini diğerleri ile kıyaslamıyorum zaten. O bir klasik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, fantazi kurgu romanlarını benim gibi parasına kıyamadığından e-kitap olarak okumayı tercih edecekler için &lt;a href="http://www.kurgukitap.com"&gt;kurgukitap&lt;/a&gt; adresi'ni öneririm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca fantayı hiç sevmem. Gazlı içeceklere hayır. Annemin vişne suyuna evet. Annemin ahududu, kara üzüm suyuna da evet. Yaşasın anneler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zeyl:&lt;br /&gt;Okuduğum fantastik roman ana kahramanları arasında en eğlencelisi Sparhawk (ellenium), en karizmatiği elbette Gandalf, en az espri yapanı Ged (Yerdeniz), en yürek yakanı Aragorn yollardagezer, en eziği Belgariad diyebilirim. Ezik evet, dır dır etmesin diye şuncacık kıza kraliyette eşit hakimiyet tanıdı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ejderhalar bittiğinde bu yazıyı yenilerim sanırım. Biterse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-8253239327165443984?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/8253239327165443984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=8253239327165443984&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/8253239327165443984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/8253239327165443984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/11/fantaaa-fantaaa-fantastik.html' title='fantaaa fantaaa fantastik'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-18620596058890446</id><published>2008-11-07T14:49:00.000+02:00</published><updated>2008-11-07T14:51:08.067+02:00</updated><title type='text'>Reçete</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SRQ5hlXnBHI/AAAAAAAAAE4/rahQPvuZB8A/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC291.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SRQ5hlXnBHI/AAAAAAAAAE4/rahQPvuZB8A/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC291.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265897113432556658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-18620596058890446?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/18620596058890446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=18620596058890446&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/18620596058890446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/18620596058890446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/11/reete.html' title='Reçete'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SRQ5hlXnBHI/AAAAAAAAAE4/rahQPvuZB8A/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC291.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-356591088619974787</id><published>2008-10-16T15:20:00.000+03:00</published><updated>2008-10-16T15:22:42.162+03:00</updated><title type='text'>hem suçsuz, hem güçsüz, hem halsiz</title><content type='html'>hayat ne kadar garip gerçekten, vapurlar filan.. pediatri servisinin korkunç intern odasında oturuyorum. kanapenin bir ucunda bir gün önceki nöbetçinin bıraktıgı kahvaltı artıkları (oda salatalık, domates ve zeytin kokuyor ), diğer ucunda ben varım. benim sag tarafımdaki duvarda quentinin adı yazıyor. penceresi olmayan ve 3 servis internü için sadece 1 tane kanepenin oldugu bu küçücük odanın muhtelif yerlerinde nöbetçilerin bıraktıgı çarşaflar, yastıklar ve battaniyeler var. şu kabanların, montların filan asıldıgı şeyden pijamaya benzeyen, genelde nöbetlerde giyilen intern kıyafetleri sarkıyor. çöp kutusundan giyilmiş galoşlar fırlamış.&lt;br /&gt;bütün bu moral bozucu dekor ve mutsuz oldugu her halinden belli olan bir kız eşliğinde adı 'ODA' olan bir kısa film çekilebilir. oda, ispanyolca yada fransızca nasıl söyleniyor ki? film boyunca arka fonda da brian eno'dan by this river çalsın. kız film süresince önündeki kagıtlara hep aynı küçük şemsiyeyi ve sürekli yagan bir yagmur çiziyormuş mesela. ben izlerdim bu filmi. 'sonsuzluk ve bir gün' kadar iç karartıcı olabilir evet, ama en azından bu, kısa film.&lt;br /&gt;dışarıda karanlık ve yagmurlu olmayan bir gün var.&lt;br /&gt;içeride suratı asık bir takım asistanlar ve hasta bir takım çocuklar var.&lt;br /&gt;kalksam duraktan dolmuş gibi / arka koltukta unutulmuş gibi, diyen şarkıyı duysam ağlayacak gibiyim.&lt;br /&gt;rüzgarlı bir havada iki tarafında uçsuz bucaksız gelincik tarlalarının oldugu bir yolda bisiklete binmek, gitmek, gitmek, gitmek, yolun bittiği yerdeki o agacın altında biraz oturmak, sonra derin bir nefes almak ve başka bir zamana, bambaşka bir mekana kaybolmak istiyorum.&lt;br /&gt;hepsi bu..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-356591088619974787?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/356591088619974787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=356591088619974787&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/356591088619974787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/356591088619974787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/10/hem-susuz-hem-gsz-hem-halsiz.html' title='hem suçsuz, hem güçsüz, hem halsiz'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-4116113266932740023</id><published>2008-10-13T00:31:00.000+03:00</published><updated>2008-10-13T00:40:27.187+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bu gün fırında makarna yapmayı öğrendim. 24 yaşında bu kadar az yemek yapmayı biliyor olmak pek üzücü :) Demin az kalsın 26 yaşında yazıyordum, nedense bir an kendimi 26 yaşında sandım, sonra 2008'den 1984'ü çıkararak hiç de öyle olmadığına kanii oldum. Ne diyordum, evet fırında makarnam güzel oldu. Yakında başka yemekler de deneyeceğim. Nasıl olsa TUS'u kazanamadım. Nisan'a da değil, Eylül'e çalışmaya karar verdim, epey boş vaktim var yani. Zira mecburi hizmete gitmeyi düşünmüyorum. Bolu çıkarsa çalışırım belki. Mecburi hizmetimi yapmadan devlet tıbbiye diplomamı vermiyor, haliyle kazanana kadar, yada müstafi sayılmamdan sonra 1 sene dolana kadar ev kızı olacağım, çiçek sulayacağım, yemek yapacağım. Zaten doktor olmaktan daha sevimli geliyor bunlar.. Sims ek paketleri yüklemeye ara verip biraz kitap okusam, işe yarar bir şeyler yapmaya başlasam iyi olacak. Ne diye bu kadar sardım sims oynamaya bilmem ki. Adamların bütün parasıyla mobilya aldım, aç kalcaklar zaten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-4116113266932740023?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/4116113266932740023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=4116113266932740023&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4116113266932740023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4116113266932740023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/10/bu-gn-frnda-makarna-yapmay-rendim.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2359589967895806013</id><published>2008-09-26T16:54:00.000+03:00</published><updated>2008-09-26T17:12:01.327+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktibas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dua'/><title type='text'>İmam Şazili Hazretlerinin Hizbü' Hamd'inden Bir Bölüm</title><content type='html'>Ey bana benden daha yakın bulunan Rabbim! Artık hiç bir şey söyleyecek yüzüm kalmadı; cürümlerim büyüdükçe büyüdü...Ey Rabbim, Sen, başımda dönüp duran musibetleri, içinde bocalayıp durduğum zavallılığı, şaşkınlığı, basiretsizliği, düşmüşlüğü ve ne kadar aıklı hallere düçar kaldığımı görüyor ve biliyorsun.  Allah'ım, bütün bunlara rağmen, ben Sana, Sen'in esmi hüsnana, sıfat-i ulyana ve Resulün Hazreti Muhammed Mustafa'ya iman ettim ve bu imanımı en büyük sermaye olarak bildim/biliyorum. Halim böyleyen Sen'den gayrı kim bana merhamet edebilir ve kim bana saadet bahşedebilir? N'olur Rabbim, merhamer buyur, buyur da bana dosdoğru yolu buldur ve hep o yolda yürümeyi müyesser kıl; günahlara ve dalalete sürükleyen yolları da bildir ve onlara düşmekten beni fersah fersah uzak tut. . hep Hak yollara sevket.. nurunla yolumu aydınlat.. aklımı her zaman yerinde kullanıp isabetli hükümler vermeme yardımcı ol ve hakikatı aslına uygun şekilde beyan etmeye muvaffak eyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyin biricik ışık kaynağı, hayır kapılarını açan ve gaileleri savan, bunlara ve her şeye gücü yeten Yüce Allah'ım! Nurunla kalbimi fetheyle ve güzelliklere aç.. nezdindeki ilminden bana da ihsanda bulun.. özel lutuflarınla idrak ufkumu genişlet.. Seninle duyup Seninle görmek bahtiyarlığına eriştir.. kudret tecellilerinle takatimi artır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amin!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kadir Geceniz mübarek olsun...&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2359589967895806013?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2359589967895806013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2359589967895806013&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2359589967895806013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2359589967895806013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/imam-azili-hazretlerinin-hizb-hamdinden.html' title='İmam Şazili Hazretlerinin Hizbü&apos; Hamd&apos;inden Bir Bölüm'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-7367399576335130480</id><published>2008-09-24T23:06:00.001+03:00</published><updated>2008-09-27T10:51:29.379+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dear diary'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>yok böyle bir şey</title><content type='html'>varmış.. kendisiyle bizzat müşerref olmasaydım 'var, var, ben gördüm' diyenlere 'hadi canım sen de' bakışlarımla bakar, 'yok artık daha neler' , 'bir yaşıma daha girdim' gibi hayret içerikli muhtelif cümlelerden birini filan söylerdim herhalde. ama varmış işte..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancyclostoma duodenale cinsi solucanlara vücutlarının ön kısmı çengel şeklinde oldugu için bu isim verilmiştir.10 mm boyundadırlar. barsakta kan emerler,tek konakları insandır. yumurtaları dışkıyla atıldıktan sonra uygun nem, sıcaklık ve ışık şartlarında kurtcuk oluştururlar. bu kurtcuklar 2-18 ay yaşayabilirler ve çevreye yayılırlar, insan derisini delerek vücuda girerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazıyı şu anda okuyan 564 bin 455 insandan 564bin 412 si kendisiyle müşerref oldugum zat-ı muhteremin küçük, sevimli bir ancyclostoma duodenale oldugunu düşündü ve ne yazık ki toplu bir yanılma yaşandı. böyle düşünmeyen kırk üç kişiyi tebrik etmemi filan beklemeyin. bahse girerim 38 tanesi yazıyı okurken çekirdek yiyiyor ve yazıya konsantre olamadıgı için herhangi bir şey düşünecek durumda değildir. geri kalan beş kişiden biri benim. benim de şuuru açık, oryante, koopere, aklı başında bi insan oldugum tezinden yola çıkarsak, bizzat kendimin yazmış oldugu bir yazıda neden bahsettiğimi bilmemden daha dogal ne olabilir. (kekik suyu.. evet kekik suyu kesin daha dogal bir şeydir). evet geriye 4 kişi kalıyor ki bunlardan ikisi bu yazıyı okumaları muhtemel olan ve o gün orada benimle birlikte onu tanıma şerefine erişmiş arkadaşlarım. onlar da benim gibi henüz 'o'nun etkisinden kurtulamamış ve yazıyı daha görür görmez 'kesin onu anlatacak,kesin ' gibi şeyler düşünmüşler, ve ancylostoma duodenale cinsi solucanlar paragrafı onları kesinlikle aldatamamıştır. geriye iki kişi kalıyor. bu ikisinin de şu anda amerikanın honolulu eyaletinde aynı evde ikamet eden ve benim yazılarımın çok sıkı takipçisi olan, her gün muhtelif zamanlarda siteye girip, acaba yazmış mıyım, ne yazmışım, ne demek istemişim, kime ne göndermeler yapmış, yine hangi derin felsefik yaklaşımlarda bulunmuşum filan diye heyecanla bakan, dolayısıyla tarzımı anlamış, nerde ne diyecegimi nerdeyse benden bile iyi bilir hale gelmiş iki antropoloji ögrencisi oldugunu düşünüyorum. honoluluda hiç bulunmadıgım, antropolojiyle en ufak bir ilgim olmadıgı halde bu ikisinin ne diye benim yazılarıma bu kadar ragbet gösterip, adeta fan'larım haline gelmelerini anlayabilmiş değilim.her şeyi de anlayabilmiş olmamı beklemiyorum zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet ne diyordum.. solucanlar diyordum. solucanları severim. özellikle de kırmızı, yeşil ve turuncu renkli olup yenilebilenleri.. uuuu! çok mu korkunç? hiç de değil, sadece biraz yapışkan. yedi dk'dan uzun süre elinde tutmamalısın yani. yenilemeyen solucanlara, yani işte şu bildiğimiz topraktan çıkan, herhalde yumuşakçalar sınıfına filan dahil olan ve genellikle kahverengi ve yumuşak olan solucanlara ise özel bir ilgim ve sevgim yok. ama nefret ettiğim bir şey varsa o da solucanlardır diyemem. nefret ettiğim bir şey varsa o da marul yıkamaktır çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazıyı hemen burda kesmek zorundayım. had safhadaki fikir uçuşmalarına, gereksiz uzunluktaki cümlelere, bir türlü konuya giremeyip çok sayıda ilgisiz yan konuya saptıgıma bakılırsa ve vasat bir giriş ve felaket bir gelişme bölümü oldugu da göz önünde bulundurulursa, lisede bu yazıyı kompozisyon dersinde yazsaydım en fazla üç alacagımı düşünüyorum. o da 'ben'oldugum için. yani bilirsiniz işte, çalışkanlar berbat bir kompozisyon yazsalar da kimse kalkıp onlara 1 filan vermez. herhalde morali bozuktu, konuyu pek anlayamadı, adapte olamadı konuya filan gibi şeyler düşünürler. oysa aynı berbat yazıyı sınıfın tembellerinden biri yazsa 1 aldıgı yetmiyormuş gibi bir de bütün sınıfın önünde 'bu ne biçim yazı böyle, nerde ana fikir, nerde giriş-gelişme-sonuç' şeklinde çok rencide edici nutuklara maruz kalırlar. yani tembelseniz ve bir de berbat kompozisyon yazıyorsanız hayat bir harika filan değildir sizin anlayacagınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazı amacından geri dönüşümsüz bir şekilde uzaklaşmış olup, faillerini derhal kanun namına teslim olmaya davet ediyorum. üç vakte kadar size gecen hafta sonu sultanahmette bir şekilde tanımak zorunda kaldıgım ve başta kendisinden biraz ürküp sonraysa 'oh iyi ki tanıdık, çok eglendim yahu' şeklinde şeyler düşündüğüm amcadan bahsedecegim ama şimdi olmaz. bu yazının lisede kompozisyon derslerinde ögretmen konuyu söyler söylemez yazmaya başlayan ve çılgınca, durmaksızın, zil çalıncaya kadar yazıp, biz bir sayfayı bitirmekte zorlanırken, kendisi beş arkalı önlü kagıt veren o kızın kompozisyonlarına dönmesini istemiyorum. ama artık çok geç sanki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(düşündüm de quentin, bu yazıyı ders notu şeklinde okulda verselerdi, kesin çok uzun oldugu için benim içimden hiç okumak gelmez, ta sınavdan önceki son geceye kadar bu notu okumamakta ısrar eder, ve ancak- o da belki- sabaha karşı yarısını filan okuyup sınava girerdim kesin. böyle yaptıgım için de eger bu notun ilk yarısından soru sorduysa hoca, o konuda ihtisas filan yapmışım gibi en ince ayrıntısına kadar soruyu cevaplar, hocanın gözüne iyice girip başka soruya gerek kalmadan sınavdan gecmiş olurdum. ama ikinci yarısından yani benim bir kez bile okumadıgım yarıdan soru gelirse, işte o zaman olacak olanlar tam bir felaket olurdu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*dünyanın bütün mikroskobik boyutlarda yazılmış, sayfalar sürüp, oku oku bitmek bilmeyen, içinde hiç resim, şekil, fotograf, karikatür,boş slayt kutucugu, özlü söz kutucugu filan olmayan notlarının toplu bir şekilde yakılıp, küllerinin ganj nehrine savrulmasını istirham ediyorum:)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-7367399576335130480?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/7367399576335130480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=7367399576335130480&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7367399576335130480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7367399576335130480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/yok-byle-bir-ey.html' title='yok böyle bir şey'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-865572646742200273</id><published>2008-09-18T16:05:00.001+03:00</published><updated>2008-09-18T16:54:26.638+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>Empati</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SNJXcG_r28I/AAAAAAAAAEw/tq8C-gL4peQ/s1600-h/9789756006238.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SNJXcG_r28I/AAAAAAAAAEw/tq8C-gL4peQ/s200/9789756006238.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247352656265731010" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen gece 23.30 civarında adam fawer'in olasılıksız'dan sonra çıkan romanı empati'ye başladım. Sabah güneş doğmadan bitirdim. Yani rahat ve hızlı okunuyor. olasılıksız gibi sürükleyici, "boş bir roman değilim bilimselim modernim coolum" havalarında, çok satanlar listelerine layık bir kitap. Olağan roman okurunun romandan beklentileri arasında en başlarda sayacağımız aşk'a olasılıksız'da hiç ama hiç yer vermeyen yazar, empati'ye her türlü aşkı koymuş. Platonik, mutlu biten, ihanetle biten, eşçinsel vesaire... Roman kahramanları ölüm kalım derdindeyken yazarın araya ahmet mithatvari uzun uzun bilimsel zımbırtılar koyması açıkçası benim canımı sıktı. İtiraf ediyorum o bölümleri normalden hızlı geçtim. Zaten oldum olası fizik mizik sevmemişimdir. Ama koysanız şöyle uzuun ruhsal çözümlemeler, bişey demem hiç. Empati'nin hedef kitlesine girmiyorum ben tabi. Adam Fawer, "hem felsefe okuyayım, hem din, hem sosyoloji, hem bilim, oh hepsini de birden okuyayım ama heyecanlı da olsun" diyen okuru hedef kitlenin merkezine almış. Ruhsal çözümleme felan istiyorsan git dostoyevski oku sen diyebilirsiniz, ki haklısınız. Zaten ben de kitaba para vermedim, sevgili kuzenimden aldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar empati'ye dönersek; kitap bittikten sonra güzel bir aksiyon filmi seyretmişsiniz hissi bırakıyor insanda. Benim gibi bütün gece okursanız eh, biraz da uykusuzluk bırakıyor tabi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-865572646742200273?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/865572646742200273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=865572646742200273&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/865572646742200273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/865572646742200273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/empati.html' title='Empati'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SNJXcG_r28I/AAAAAAAAAEw/tq8C-gL4peQ/s72-c/9789756006238.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3674585896547232956</id><published>2008-09-17T13:06:00.001+03:00</published><updated>2008-09-26T17:12:32.918+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>Hayal, insanın kendiliğini ortaya koyma isteğidir</title><content type='html'>Öncelikle içinde iş ortamı, dünyanın yok olması gibi iç karartıcı şeyler olmayan mim için &lt;a href="http://yirmiyediekim.blogspot.com/"&gt;rehavete&lt;/a&gt; teşekkür ediyoruz. Bugünki konumuz vazgeçtiğiniz hayaller. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaokulda ben de yazar olmak isterdim. O sıralar bir gazetenin çocuk sayfasında denemelerim çıkıyordu. tanışma hayali kurduğum yazarlarla mektuplaşıyordum, okuyordum.. Sanırım en çok hayal kurduğum ve kendi gerçekliğim adına en zirvede olduğum zamanlar işte bu orta iki yıllarıydı. Daha küçük yaşlarda çocuk kitabım çıkacaktı daha bilmem neler. Sonra orta üçte fen lisesi sınavına hazırlanırken yazar olma hayallerimi biraz gerilere attım, artık en önlerde sınavlarda başarılı olmak vardı... Lisede hepsinden vazgeçtim sanırım. Yazmaya ihanet etmiştim ve beni affedecek gibi değildi. Dersler için deliler gibi çalışmanınsa hani OKS'de ilk 100'e girmişsem falan da beni yazmak kadar mutlu etmediğini anlamıştım artık ama geç kalmıştım. Üniversite sınavına girerken felsefe okuma hayali kurdum ama doktor oldum. Şimdi evde kitap çevirileri yapma hayali kuruyorum ama psikiyatrist olmak için tekrar tekrar sınava giriyorum. Yani hayallerine sadık kalabilmişlerden sayılmam :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En tutarsız hayaller çocuklukta kuruluyor galiba. Çocukken hayal kırıklıklarından korkmuyorsunuz, çünkü hayal kırıklıkları ruhunuzu kanatmamış henüz, henüz ruhunuzda bir dolu çizik yok, iz bırakan bir dolu. İnsanın büyüdükçe, çıkış kapısı aradığı gerçekleri çoğalıyor ama ne kadar hayal kurarsan o kadar hayal kırıklığı biriktireceksin diyen iç yüzünden hayalleri azalıyor, yani kendiliği. Sonra bir bakıyorsunuz hayal kurmaya, yani kendiliğinize cesaretiniz tükenmiş, gerçeklerinizden yorulmuşsunuz. Öyle bir yerdesiniz ki mutlu olma hayalinizden, yani kendiliğinizden bile vazgeçmişsiniz.. Yanlış bir öyküdesiniz, bu kez en büyük hayaliniz sizi yeniden yazacak birini bulmak/biri tarafından bulunmak oluyor. Daha en başında olmazlardan bir olmazmış gibi geliyor, ama tutunacak başka hayaliniz de yok... Kadim zamanlardan kalma bir beyaz atlı prens hayali yani :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk mim'de unuttuğumuz taş atma mevzusunu bu kez unutmuyoruz ve &lt;a href="http://neyaptinsolar.blogspot.com/"&gt;solar&lt;/a&gt; , &lt;a href="http://moruragan.blogspot.com/"&gt;uragan&lt;/a&gt; , ve &lt;a href="http://sizkardesmisiniz.blogspot.com/"&gt;iki kardes'e&lt;/a&gt; el sallıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3674585896547232956?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3674585896547232956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3674585896547232956&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3674585896547232956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3674585896547232956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/hayal-insann-kendiliini-ortaya-koyma.html' title='Hayal, insanın kendiliğini ortaya koyma isteğidir'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5242227949942851646</id><published>2008-09-15T08:51:00.002+03:00</published><updated>2008-09-15T09:02:32.837+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikiyatri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>bilimselleşmektense bilinmemeyi tercih etmek</title><content type='html'>Psikiyatrist olmak isterken özellikle başörtüsü konusunda ne çemberin içinde ne de dışında olamamışlar hakkında bir şeyler yazmak, araştırma yapmak istiyordum. Akademisyenler “kendi evrensel değerlendirmelerine” göre, daha hafif bir teşhis olan uyum bozukluğunu uygun göreceklerdir; başörtüsü mağduriyetinin, travma sonrası stres bozukluğu tanı kriterlerinden “kişinin ruhsal bütünlüğüne bir tehdit” olmadığını savunacaklardır ama bana en doğru gelen teşhis travma sonrası stres bozukluğuydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Sayar travma sonrası stres bozukluğu için şöyle diyor; “Mesleki dönüştürmenin son örneklerinden biri, Amerikan psikiyatrisinin travma sonrası stres bozukluğu fikri. Bu teşhis genellikle işkence ve strese uğramış politik travma kurbanlarına uygulanıyor ve böyle ızdırap ahlaki anlamından soyutlanarak tıbbi bir anlam kazanıyor. Politik şiddetin fizyolojik sonuçları anonim bir tıbbi imaya dönüşüyor. Böylece, bu sonuçların ahlaki önemi zayıflatılıyor ya da tümden inkar ediliyor”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş örtüsü mağduriyetinin psikiyatrik sonuçları üzerine araştırma yaparsam, sanırım ben de ızdırabı tıbbileştirmiş olacağım. Ne çemberin içinde ne de dışında kalmak ızdırap değil, bir hastalık olacak. Böylece vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başörtülü kızların mağduriyeti konusunda bir dolu şey yazıldı, çizildi. Ama hepsi de  “hayır, yaşanılan şeyler tam olarak böyle değildi” hissi verdi bana. Söylenemeyen, yazıya dönüştürülemeyen bir şeyler vardı, ve asıl sahici kısmı bunlardı sanki; yada kelimelere dönüştüğünde bu sahici şeyler yitiyordu. Sessizliği daha güzeldi, bir biçime sokulmamış hali. En güzel aşk hiç söylenmemiş aşktır deyişi gibi şairin, ızdırabın da en güzeli dile gel(e)meyeniydi. Sanırım baş örtüsü konusunda yazılanlar beni bu yüzden rahatsız ediyor. Özel bir şeyin edebileştirilmesini ya da sosyalleştirilmesi istemiyorum. Bilimselleşmektense, bilinmemeyi tercih ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5242227949942851646?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5242227949942851646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5242227949942851646&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5242227949942851646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5242227949942851646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/bilimsellemektense-bilinmemeyi-tercih.html' title='bilimselleşmektense bilinmemeyi tercih etmek'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1072072319610908367</id><published>2008-09-14T23:07:00.003+03:00</published><updated>2008-09-26T17:09:52.520+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktibas'/><title type='text'>uygulamak için bilgi edinme bilinci</title><content type='html'>Tus'tan sonra on yüz milyon tane kitap okuyacağım diyordum ve daha Ankara dönüşünde otobüste Seyyid Kutup'un Yoldaki İşaretler'ine başladım. İlk sayfalarda sahabenin neden farklı olduğunu açıklarken; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yalnız uygulamak için bilgi edinme bilinci... Bu bilinç, onlara salt bilgi edinmek için araştırma ve inceleme amacı ile Kur'an okumanın sağladığı bilgi ve haz ile kabil-i kıyas olmayacak bilgi ve haz alma ufukları açıyordu." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu işareti her türlü okumak için de genelleyebiliriz. Hem a. izzetbegoviç'in de yazdığı gibi, okumalarda insanın okuduklarını hazmetmesi için araya ihtiyacı var. On yüz milyon tane kitap okumaktan vazgeçtim. Yoksa on yüz milyon tane eyleme geçirilmediği için faydasız mertebesinde kalacak bilgi yığını arasında kaybolacağım. İlerleyemeden, yerimde sayarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduklarımın hepsini amele dönüştüremeyeceğim elbet, ama amele şimdikinden daha fazla ağırlık vermem gerektiğini fark ettim....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1072072319610908367?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1072072319610908367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1072072319610908367&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1072072319610908367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1072072319610908367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/tustan-sonra-on-yz-milyon-tane-kitap.html' title='uygulamak için bilgi edinme bilinci'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5446757077309030526</id><published>2008-09-08T22:02:00.004+03:00</published><updated>2008-09-26T17:11:16.682+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>"10 eylülde gezegenimiz yok olacak, ne yaparsın" mim'i</title><content type='html'>&lt;a href="http://55882.blogspot.com/2008/09/10-eyllde-sakall-bebek-doacak.html"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;dikkatsiz&lt;/span&gt; &lt;/a&gt; bizi mimlemiş. 10 eylül'de gezegenimiz yok olacak ne yaparsın diyor. e, daha yeni fark ettim, yani pek bir zamanımız kalmamış. bir buçuk gün felan. her şey bi yana, güzelim yazın iki güzel ayını boşuna ders çalışıp resil etmişim, diy mi ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yapayım ki bir günde... hımm, sanırım son günümü izmit'te geçirmek isterdim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5446757077309030526?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5446757077309030526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5446757077309030526&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5446757077309030526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5446757077309030526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/10-eyllde-gezegenimiz-yok-olaak-ne.html' title='&quot;10 eylülde gezegenimiz yok olacak, ne yaparsın&quot; mim&apos;i'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-4613657845136523870</id><published>2008-09-07T06:53:00.005+03:00</published><updated>2008-09-26T17:10:26.818+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>merhaba</title><content type='html'>sabah 6:54. kerahat vaktinin çıkmasını bekliyorum. bu gün sahurdan sonra uyku tutmadı, sanırım sınav yaklaştıkça uykularım azalacak. stres bende çok uyuma ve uyuyamama olarak iki uçta bulgulara sebep olabiliyor... mesela gece galiba 1.30'a doğru yattım, 4'te kalktım ve uykum yok... çocukken uyuyamadığımda ağlardım. herkes uyuyunca, gece boyunca, karanlıkta sadece benim uyanık kalmam ihtimaline dayanamazdım galiba. karanlıktan çok korkardım zaten. ablam beni korkutmak için, gözlerini korkunç yapar, korkunç şeyler anlatırdı. 3. katın penceresine kadar zıplayabilecek yeşil, parlak gözleri olan, kocaman kapkara bir köpek mesela. eskiden fosforlu, yanyana iki dikdörtgen gibi olan ışık düğmeleri, karanlıkta aynı o köpeğin gözlerine benzerdi. bir odadan diğerine giderken hala ışıkları söndürmeden giderim. sırayla bütün ışıkları yakarak. ışık düğmesine basmak için odaya girmek bile çok korkunç, eğer kapının hemen yanındaysa odaya girmeden, elimi uzatarak ışık düğmesine basıyorum, üstelik elimi uzatırken sürekli besmele çekerek. karanlıktan çok korkuyorum ve ne fenadır ki, ışıkta uyuyamıyorum. gözlerimi kapatsam bile ışık batıyor sanki. başıma yorganı kapatsam nefes alamıyor gibi oluyorum. mecbur kapatıyorum tabi ışığı. sakinleşene kadar kalbim hızlı hızlı attığından uykuya dalmam epey sürüyor. bu sürede okuyabildiğim kadar ayetel kursi felan okuyorum. sanırım bu kadar korktuğum için sık sık karabasan gibi şeyler oluyor. karanlıktan bu kadar korkuyorum ama mesela izmitteyken evde tek başıma kalabiliyordum. üstelik dış kapıyı kilitlemek bile aklıma gelmezdi çok zaman. bir sabah anahtarımı aradım aradım bulamadım, artık geç kalıyorum diye aramaktan vazgeçerken kapıyı açtım bi baktım, eve girerken anahtarı kapıda unutmuşum, bütün akşam ve bütün gece ööyle dışarda kalmış anahtar. üstelik geçen sene alt kata hırsız girmiş, ona rağmen bu kadar rahatım yani. yani bu kadar rahatken, ne diye karanlıktan korkuyorum onu da anlamıyorum ki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-4613657845136523870?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/4613657845136523870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=4613657845136523870&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4613657845136523870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/4613657845136523870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/09/merhaba-sabah-654.html' title='merhaba'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-7267691948272847746</id><published>2008-08-25T15:08:00.000+03:00</published><updated>2008-08-30T18:15:21.129+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikiyatri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>impossibilities..</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SLKhoVr9IjI/AAAAAAAAADU/-e0LcApZpwI/s1600-h/Mert.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238427030973653554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 261px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px" height="300" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SLKhoVr9IjI/AAAAAAAAADU/-e0LcApZpwI/s400/Mert.jpg" width="348" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ve psikiyatri bitti.. beşinci katta, kapısını bir görevlinin özel bir kartla açtığı psikiyatri servisinde canan bir süre daha koridorda 'çok korkuyorum, ya uyuyamassam' diye dolaşmaya ve durup dururken aglamaya devam edecek, bilal kaşlarını çatıp sürekli sigara odasında sigara içecek, elmas önüne gelene 'sizi bir kere öpeyim, nolur, sizi çok seviyorum' diyecek, imran hep önüne bakıp, somurtarak yürümeye devam edecek, mehmet salih bey kübalardan, pinochelerden, beatlestan, ahmet kayadan, el hamra sarayından filan bahsedecek birilerine..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;vee mert.. evet mert.. mert de bence psikiyatri servisinin tarihine gelmiş geçmiş en centilmen, en sempatik hasta olarak gececek. gitarıyla antonio sancheslerden 'sadece yol almak istiyorum' gibi harika ötesi şarkılar çalıp, söyleyecek, içinde elmasın, cananın, bilalin adını gecirecek şarkıların, canan'a 'uyusun da büyüsün maşallah' lı şarkılar söyleyecek, herkese her şey için teşekkür edecek hemen, nasılsınız diye hatrını soracak herkeslerin.. mert de bir süre daha serviste olmaya devam edecek gibi görünüyor. ama ne yazık ki ben o bir süre boyunca serviste olacak gibi görünmüyorum hiç:) çok üzücü gerçekten.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;offff, off... ünlü bir türk düşünürünün de dediği gibi hayat ne kadar garip, vapurlar felan.. ünlü bir türk şairi de şöyle der: hiç olmayacak bir nedeni, hiç gelmeyecek bir gideni, hiç beklediniz mi. ünlü bir türk annesi de şöyle demiştir: yani kızım, nerde olmayacak biri var gidip onu begeniyosun sen de, vakti zamanında da ufo gerçegi diye tuhaf bi program sunan adama aşık olmuştun hatırlarsan. bazı anneler de işte böyle kırıcı oluyor bazen..&lt;br /&gt;sözlerime burada son verirken, çok manidar bir şarkıyla konuşmamı bitirmek istiyorum izninizle baylar, bayanlar :&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;öhöm, öhöm.. psikiyatri bittiiii.. elimden minik bir balık kayıp gittiii.. psikiyatrii hiç biteer miii... kalııır....&lt;br /&gt;efendim? bu şarkı böyle değil miydi? hımm, olabilir, bundan sonra böyle :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-7267691948272847746?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/7267691948272847746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=7267691948272847746&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7267691948272847746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7267691948272847746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/08/impossibilities.html' title='impossibilities..'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/SLKhoVr9IjI/AAAAAAAAADU/-e0LcApZpwI/s72-c/Mert.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-6294631345259594006</id><published>2008-08-24T18:02:00.003+03:00</published><updated>2008-09-26T17:13:48.119+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dear diary'/><title type='text'>sevgili ruby,</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SLF4sbLc2NI/AAAAAAAAACU/KwLnCGoEi00/s1600-h/%5Blarge%5D%5BAnimePaper%5Dwallpapers_Ichigo-Mashimaro_Amaya(1.25)__THISRES__56242.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SLF4sbLc2NI/AAAAAAAAACU/KwLnCGoEi00/s320/%5Blarge%5D%5BAnimePaper%5Dwallpapers_Ichigo-Mashimaro_Amaya(1.25)__THISRES__56242.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238100546213959890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;şimdi ne isterdim biliyor musun. mesela salıncakta sallanmak. mesela sabah olsa kahvaltı hazırlasak, güzel bir kahvaltı, patates kızartması, kekikli zeytin, domates, sıcak sıcak simit, tomurcuklu çay felan. balkona minder koyup yer sofrası kursak. ama sabah çok erken, daha yollarda arabalar insanlar yokken, herkesler uyurlarken. sonra mesela sonbahar olsa, yağmur yağsa, durakta otobüs beklesek. mesela kitapçıları gezsek, ama izmitte hiç kitapçı yok, olsun izmitte bir dolu kitapçı olsa mesela. mesela aldığımız kitapları okusak karşılıklı kanepelerimizde. ben yine okurken kendi kendime gülsem. mesela sevdiklerimiz listesi yapsak, sevmediklerimiz listesi yapsak, her şeyin listelerini yapsak. mesela roman denemesine girişler yazsak. mesela kar yağsa, pencerenin önünde mum yakıp dışarıyı seyretsek gece vakti. mesela kar yağsa mimar sinan parkında yürüsek. mesela eti cin yesek. sen yarısını yesen, kalan yarısını sonra yemek için çantana koysan. mesela ramazan olsa, iftara istanbula gelsek, her yer dolu olsa, cami bahçesinde açsak iftarımızı. mesela fevziye hiç gitmese hep yanımızda olsa, akşamları eve dönmese mesela fevziye, bizde kalsa. mesela demlediğimiz çaylar bitivermese. mesela oy birliğiyle cinslerin kilo aldırmaması kararı alsak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ne isterdim biliyor musun. sen buralarda olsan mesela. ya da ben oralarda olsam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-6294631345259594006?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/6294631345259594006/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=6294631345259594006&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6294631345259594006'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6294631345259594006'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/08/imdi-ne-isterdim-biliyor-musun.html' title='sevgili ruby,'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RXdDKRC5ya4/SLF4sbLc2NI/AAAAAAAAACU/KwLnCGoEi00/s72-c/%5Blarge%5D%5BAnimePaper%5Dwallpapers_Ichigo-Mashimaro_Amaya(1.25)__THISRES__56242.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2859020284577862054</id><published>2008-08-16T22:53:00.002+03:00</published><updated>2008-09-26T17:06:03.242+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktibas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dua'/><title type='text'>Abdulkadir-i Geylani Hazretleri'nin Duası'ndan</title><content type='html'>Yüce Allah’ım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler yürüyeceğimiz yolu tam olarak bulamamış bir kısım şaşkınlarız; yolların en müstakîmine Sen bizi hidayet et! Fakirliğimize, zayıflığımıza ve aczimize derman ol; günahlarımızı yarlığa, ey Nur, ey Hâdî, ey Ganiyy, ey Kaviyy, ey Gafûr u Rahîm! Allahım, nezdinden göndereceğin bir ruhla bizi te’yîd ve takviye ve ilm-i ledünden bize de ta’lim buyur.. razı ve hoşnut olduğun yüce dinimiz üzerine ayaklarımızı sabitle ve bizi, haklarında ebedî saadet takdir buyurduğun, hoşnutluğunla sevindireceğin, cemâlinle gözlerini aydınlığa kavuşturacağın bahtiyar kullarından eyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Berat kandiliz mübarek olsun&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2859020284577862054?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2859020284577862054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2859020284577862054&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2859020284577862054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2859020284577862054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/08/abdulkadir-i-geylani-hazretlerinin.html' title='Abdulkadir-i Geylani Hazretleri&apos;nin Duası&apos;ndan'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-24384610960247571</id><published>2008-08-12T15:34:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.057+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikiyatri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>lütfen ağlama!</title><content type='html'>karşımda ağlayan bir hasta görünce çok üzülüyorum. hastanın karşısında oturduğum o sandalyeden kalkmak, hastanın yanına oturmak, mümkünse kolumu omzuna atmak, sonra da 'ya üzülme, hadi gel çıkışta seninle elma çayı içmeye gidelim sahile, yada istersen bana cep telefonunu ver, seni ararım bazen konuşuruz yada istersen sen beni ararsın, hatta bak bu akşam bize gel, cips yiyip, film seyrederiz,  ne dersin?' demek geliyor içimden. zor tutuyorum kendimi bunları dememek için, ama tutuyorum işte. yani hiç de böyle şeyler çıkmıyor ağzımdan. onların yerine 'hastalıgınız kendinize ve cevrenize bakışınızda değişiklik oluşturdu mu yada ergen polikliniginden beklentileriniz neler?' gibi saçma sapan şeyler soruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa annem ben dogmadan babam tarafından terk edilseydi, sonra babam korkunç bir üvey anneyle eve geri dönseydi, sonra annem şizofreni tanısı alıp, akrabaları tarafından dedemin evine geri götürülseydi, beş kardeşimle yalnız, yapayalnız kalsaydım hayatın orta yerinde, bazı geceler abim o gün mendil satamadıgı için eve ekmek getiremeseydi, ve hiç bir şey yemeden öyle aç aç uyumaya çalışsaydık, annemi yıllarca göremeseydim, annem yıllarca dayımın evinin hiç penceresi olmayan, kapkaranlık bir odasında tek başına, her gün sadece kuru ekmek yiyerek yaşasaydı ve daha bunlar gibi beş yüz milyon tane korkunç şey olsaydı hayatımda  ve beş yüz milyon tane korkunç şey yaşamak için çok küçük olsaydım, birinin karşıma geçip de bana 'hastalıgın hakkındaki görüşün nedir' gibi duygusuz bir şey sormasındansa , hadi gel biraz yürüyelim, istersen çay içelim, istersen ağla, istersen anlat, istersen sus, yani sen nasıl istersen öyle olsun, en azından bir süreliğine, demesini tercih ederdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiç bir zaman şu soğuk, mesafeli, akılcı çözümler getiren, yüksek perdeden konuşan, yani işte tam bir doktor dediklerinden olamayacağım sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu, pek de umrumda değil sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle şeyler umrunda olanlara da biraz acıyorum sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-24384610960247571?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/24384610960247571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=24384610960247571&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/24384610960247571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/24384610960247571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/08/ltfen-alama.html' title='lütfen ağlama!'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1123113854320026811</id><published>2008-08-10T19:25:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.058+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikiyatri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nöbet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>nöbet no:002/psikiyatri servisi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;kolay ikna olan hasta&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-dr beeey, dr beey! (nefes nefese kalmış panik içindeki hasta dr odasına hızla dalar)&lt;br /&gt;-buyrun?&lt;br /&gt;-benim kalbim çok hızlı atıyor dr bey.&lt;br /&gt;-olur böyle bu hastalıkta hanfendi, geçici şeyler bunlar, kalbinizle ilgisi yok.&lt;br /&gt;-hımm, tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;kolay ikna olmayan hasta&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-dr bey, ben kendimi çok kötü hissediyorum.&lt;br /&gt;-nasıl kötü?&lt;br /&gt;-bana risperidal verdiler ya, işte böyle içim içime sıgmıyor, süpermenmişim gibi filan hissediyorum&lt;br /&gt;- yok içiniz rahat olsun osman bey, sizin hastalıgınızda böyle şeyler görülebilir.&lt;br /&gt;(hasta gün boyunca aynı şikayetlerle dr odasına gelmekten bıkmamış, usanmamıştır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ikna olmaya hiç niyeti olmayan hasta&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;-buyrun hanfendi?&lt;br /&gt;-...&lt;br /&gt;-bir şey mi soracaktınız?&lt;br /&gt;-yooo, geziyorum ben.&lt;br /&gt;-burası doktor odası ama.&lt;br /&gt;-nolmuş?&lt;br /&gt;-ee,şey,yani..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;intern odasında meyve suyu içip, kitap okurken bi yandan da ilk iki diyaloğa kulak misafiri oluyor, zavallı levent abi diye düşünüp, birazcık da kıs kıs gülmek dedikleri şu şeyi yapıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama neymiş, yine az sayıda kelimeyle çok sayıda şey söyleyebilme konusunda pek yetenekli muhteşem atalarımızdan biri bir kez daha dogru söylemiş, komşuna gülersen o vakit başına gelirmiş.&lt;br /&gt;nitekim 3. hasta intern odasına dalınca, hasta karşısında ne yapacagını, ne diyecegini bilemeyip, öyle kalakalınca, kıs kıs güldüğüm bütün o dk'lar yüzünden kendimden son derece utandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sakın kimseye kıs kıs gülmeyin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1123113854320026811?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1123113854320026811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1123113854320026811&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1123113854320026811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1123113854320026811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/08/nbet-no002psikiyatri-servisi.html' title='nöbet no:002/psikiyatri servisi'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1753892052030848375</id><published>2008-08-10T14:52:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.059+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikiyatri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>özlem dindirme terapisi</title><content type='html'>seni özleyince, quentin, albeniyi çaya batırıp yiyicem.&lt;br /&gt;fevziyeyi özleyince 'nolsun isterdim..olmasın isterdim' dicem, gülücem.&lt;br /&gt;zehrayı özleyince ders çalışırken bol sulu bi şeftali yiyip, sularını notların üzerine akıtıcam ama hiç umursamıycam.&lt;br /&gt;nazanı özleyince on beş dk uyuyup kalkıcam.&lt;br /&gt;annemi özleyince mutfağa gidicem ama bütün gün geri gelmiycem.&lt;br /&gt;babamı özleyince sabah kahvaltılarında 'bir gün muhterem bir zat..' diye başlayan konuşmalar yapıcam.&lt;br /&gt;feyzayı özleyince her gün üç kere yada dört kere yada beş kere kahve yapıp içicem.&lt;br /&gt;ebruyu özleyince kendime 'isa seni korusun kardeşim' dicem.&lt;br /&gt;betülü özleyince ikide bir, bir yerlere takılıp düşücem.&lt;br /&gt;hülya ablayı özleyince of demicem, af dicem.&lt;br /&gt;y. abiyi özlersem çekirdek yiyicem :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte hepsi bu. bütün bunları yapınca özlemlerim geçecek, somurtmam da geçecek, yüzüm 'mutlu kız yüzü' olucak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDT, bir tür self-terapi. 3.5 ay filan sürecek. bir sonraki seans ertesi gün, aynı saatte.hergün terapiye gitmek mi? yoo, zor olmayacak. terapist bize biraz yakın oturuyor. kendisi 'ben' oldugum için, kendime gidip gelmem de pek zor olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada, ölüyken araba kullanmamalı ve mavi yagmurluklu bi adama asla güvenmemeliymişiz quentin..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1753892052030848375?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1753892052030848375/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1753892052030848375&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1753892052030848375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1753892052030848375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/08/zlem-dindirme-terapisi.html' title='özlem dindirme terapisi'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5973630287445141527</id><published>2008-07-28T14:02:00.005+03:00</published><updated>2008-08-30T18:15:46.148+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rüya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bolu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><title type='text'>insanlar, sehirler, ruyalar ve baska seyler ...</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;I.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatımıza insanlar giriyor sürekli. hayatımıza giren bu insanlar, genelde çok geçmeden sessizce çıkıyorlar bir yerlerden sızıyorlar, kalmıyorlar. ama hayatımıza giren bazı insanların bir şekilde hep hayatımızda kalmaları gerektiğini düşünüyoruz. böyle insanlara rastlamak güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra şehirler var hayatımızda. bende pek yok gerçi. kocaeli var, istanbul var, bolu var. başka hiç bir yeri bilmem. öyle dünyayı gezeyim, göreyim diye bir isteğim de olmamıştır hiç. neyse, bunları anlatmayacaktım zaten. diyecektim ki, istanbul'a böyle sık sık gidince... bakınca böyle istanbul'a... ne bileyim. güzel şehir sahiden istanbul. pek özlemem artık diyordum, alıştım kocaeli'ye diyordum ama olmuyor işte. istanbul'u hiç görmesem belki olurdu. görünce olmuyor. mesela kocaeli'de hiç kaybolmadım ben istanbul'da kaybolduğum kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra rüyalar var bir de. sonunda hep uyanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Eylül’07&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;II.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve İstanbul birden değişiverir; hayal kurmaya cesaretinin kalmadığı zamanlara gelmişken; yorulmuş, tükenmişken, en olmaz hayalinden daha güzel, büyük bir şehir oluverir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle büyür ki, sığmez denize, sığmaz kalbine, Kocaeli'yi, Bolu'yu hayatındaki bütün şehirleri içine alıverir. Artık her şey İstanbul'dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra rüyalar var bir de. gerçek oluveren rüyalar. hiç bitmeyen rüyalar. yok sanıyordum, varmış. iyi ki varmış.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Haziran'08&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5973630287445141527?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5973630287445141527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5973630287445141527&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5973630287445141527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5973630287445141527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/07/insanlar-ehirler-ryalar-ve-baka-eyler.html' title='insanlar, sehirler, ruyalar ve baska seyler ...'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-959492504459976574</id><published>2008-07-22T18:15:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.060+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>cekilsinler..</title><content type='html'>aramıza tüm bu gürültü, taş, ses, parlak ışıklar, cırtlak renkler, çirkin kahkahalar, boyalı suratlar, plastik çiçekler, kremalı börekler, sütlü çörekler, portakallı ördekler, gazeteler, manşetler, mitingler, maskeli balolar, çatılmış kaşlar, donuk bakışlar, yüz milyon dolarlar, bombalar, dumanlar, susturucular, guantanamolar, yunaytıd steyts of amerikalar, kate mosslar, blue brotherslar, kahve yapan makinalar, pilav pişiren robotlar, tavuk suyuna çorbalar, underground mekanlar ve kelebek kolleksiyonu yapan adamlar ve içinde hiç bi şey yazmayan kitaplar ve söz ve müziği olmayan şarkılar ve 24 saat kesintisiz yayınları kim koydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni duyamıyorum&lt;br /&gt;           göremiyorum&lt;br /&gt;                 bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aramızdan çekilsinler!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-959492504459976574?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/959492504459976574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=959492504459976574&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/959492504459976574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/959492504459976574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/07/ekilsinler.html' title='cekilsinler..'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-644110545447241878</id><published>2008-07-20T18:37:00.002+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.060+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dua'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>dear god,</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_LJ6YMh4Rb5g/SINb8NJ8MDI/AAAAAAAAACk/RkblB7mql60/s1600-h/ky.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5225121082561540146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_LJ6YMh4Rb5g/SINb8NJ8MDI/AAAAAAAAACk/RkblB7mql60/s400/ky.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-644110545447241878?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/644110545447241878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=644110545447241878&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/644110545447241878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/644110545447241878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/07/blog-post_20.html' title='dear god,'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_LJ6YMh4Rb5g/SINb8NJ8MDI/AAAAAAAAACk/RkblB7mql60/s72-c/ky.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-5192559868236308022</id><published>2008-07-14T11:40:00.002+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.841+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktibas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dear diary'/><title type='text'>hayat [iktibas]</title><content type='html'>"Hayat yaşanması gereken bir şeydir. Onun çözümü yoktur."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;kemal sayar / hüzün hastalığı&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tüm bu olanlara katlamamın bir sebebi var. Bu sebep sadece bir tane, ama yeterli: Katlanmak zorundayım."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;aliya izzetbegoviç / özgürlüğe kaçışım&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-5192559868236308022?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/5192559868236308022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=5192559868236308022&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5192559868236308022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/5192559868236308022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/07/hayat-iktibas.html' title='hayat [iktibas]'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3331513026140397516</id><published>2008-02-26T11:53:00.003+02:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.842+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>benim nefret ettiğim bir şey varsa o da ayrılık zira sabahın ilk otobüsünde ve gecenin son vapurunda bir çiçeği öldürmeye benziyor bütün ayrılıklar</title><content type='html'>-ne yani böyle aynı masada karşılıklı oturup mu çalışacagız? -iyi, peki, ben giderim. -Dur, dur, öyle demek istemedim, aa, gitti./ hoşçakal rukiye, annene selam söyle, ama sakın babana söyleme tamam mı?/ benim kazağım %100 yün, deterjanım ariel, üstelik babam da profesör, hıh!/ buralar böööyle bostandı, sen bilmezsin/ -gözlüğümü bulamıyorum. -yine mi? kesin küvetin yanındadır. -aaa, hakikaten oradaymış. /fethipaşa, erguvanlar, köşedeki masa, simit, çay, fethipaşada kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı./ -nurettin topçu mu, o da kim? -bukowski mi, o kim asıl?/ tais toi, iki dostun yeri kitapçısı, hayaller, ikidostunyeri.blogspot.com, bloglar aleminde erken yasta gelen ün, şan, şöhret vs./ sultanahmet kitap fuarları, kadıköy kitapçıları, yeni valide camii'nin bahçesi, o bahçedeki at kestanesi ağacının altında hiç tanımadığımız insanlarla yaptığımız o harika iftar/ aa yine mi inekli bir şey aldı ablan sana, inekleri seviyor galiba. -hayır, beni seviyor ablam. -e, tamam ben de onu diyorum işte./ inanmıyorum, bu pilav tabağının yatağının altında ne işi var? -ee, şey, kem küm.../ -geçen yılki F1 pilotu nerelidir? -Finlandiya -atıyosun. -niye atayım ya/ canım sıkılıyor benim. -sıkılacak tabi./ komik bile olmayan şeylere sırtlanlar gibi gülüyor bu insanlar da./ içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu. beraber yürüyelim olur mu?/ geleneksel olarak her yıl aynı kıyafetlerle senai demirci konferansına giden 3 kız./ -insanlar niye böyle her şeye gülüyor? ne konuşuyorlar bu kadar çok? biz niye öyle değiliz? -bilmem ki. -ben yine de seninleyken mutluyum. -ben de.../ bak sana biyokimya notlarını özet çıkardım, bunlar da histoloji notlarının özeti./ bir herif var kitapta, böyle sürekli kahkahalarla güldüm diyor./ kemal sayar var ya, o benim hastanede ziyaretime geldi. -hadi bee! -tabi./ -bu fabrika yüzünden iyice asablarım boşaldı benim. -asabım bozuldu denir ona./ nefret ettiğim bir şey varsa o da çizidir. -benim nefret ettiğim bir şey varsa o da ayrılık&lt;br /&gt;zira sabahın ilk otobüsünde&lt;br /&gt;ve gecenin son vapurunda&lt;br /&gt;bir çiçeği öldürmeye benziyor&lt;br /&gt;bütün ayrılıklar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3331513026140397516?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3331513026140397516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3331513026140397516&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3331513026140397516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3331513026140397516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2008/02/sevgili-rubynin-mqya-yllk-yazsdr.html' title='benim nefret ettiğim bir şey varsa o da ayrılık zira sabahın ilk otobüsünde ve gecenin son vapurunda bir çiçeği öldürmeye benziyor bütün ayrılıklar'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-8506508727433752874</id><published>2007-09-07T05:46:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.843+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nöbet'/><title type='text'>acil nöbet</title><content type='html'>iyi geceler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yurdumun güzel insanları, sizler şimdi yataklarınızda mışıl mışıl uyurken, ben; sabahın 5.16'sında, olur da birinizin başına bir şey gelir, rahatsızlanır diye hastanemiz acil servisinde tek uyanık doktor olaraktan nöbet tutuyorum. evet, biliyorum halkım benimle gurur duyuyor. evet halkım, ben sizin için varım sevgili halkım. çok uykum geldi artık ama sevgili halkım. biriniz böğürtlenli nestea ısmarlasa ya halkım. çok da açım aslında. akşam 18.30 sularından beri ağzıma bir lokma bir şey girmiş değil sevgili halkım. sizin için aç, susuz, uykusuz nöbet tutuyorum hastane köşelerinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-8506508727433752874?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/8506508727433752874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=8506508727433752874&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/8506508727433752874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/8506508727433752874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/09/acil-nbet.html' title='acil nöbet'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-7912678467135408299</id><published>2007-08-17T16:45:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.061+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>ah minel dünya !</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_LJ6YMh4Rb5g/RsWm8dlfDMI/AAAAAAAAABM/IBRfy6HYQ9A/s1600-h/duymuyorum...jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099665710731168962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_LJ6YMh4Rb5g/RsWm8dlfDMI/AAAAAAAAABM/IBRfy6HYQ9A/s320/duymuyorum...jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Hollandalı siyasetçi Geert Wilders'in “Kuran &lt;strong&gt;yasaklanmalı&lt;/strong&gt;” açıklamasının ardından bu kez Belçika'nın aşırı sağcı milletvekili Mimount Bousakla, “Kuran&lt;strong&gt; zamanımızın kitabı&lt;/strong&gt; değil” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Aslanlar, bugün iletişim açısından son derece hareketli ve yoğun bir gün olacak. Aşkta da yoğun ve yakıcı duygular var. Birbirinizin duygularını &lt;strong&gt;ezip geçmemeli&lt;/strong&gt; ve daha hassas olmalısınız. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;#ABD ile İsrail, 10 yıllık dönemi kapsayan 30 milyar dolarlık askeri&lt;strong&gt; yardım&lt;/strong&gt; anlaşması imzaladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;İMKB Bileşik Endeksi birinci seansta, dünkü ikinci seans kapanışına göre 969,48 puan düşerek 43.503,82 puan seviyesinde açıldı. &lt;strong&gt;Hisse&lt;/strong&gt; senetleri, bu seviyede ortalama yüzde 2,18 oranında değer&lt;strong&gt; yitirdi.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Gülben Ergen, minik oğlu Atlas'la birlikte mama &lt;strong&gt;reklam&lt;/strong&gt;ında oynamayacağını açıkladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Somali'nin başkenti Mogadişu'da geçen hafta&lt;strong&gt; direnişçiler&lt;/strong&gt;le işgalci Etiopya askerleri arasında meydana gelen çatışmalarda..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Lüks otomobillere düşkünlüğüyle tanınan Cem Yılmaz koleksiyonuna &lt;strong&gt;300 bin euro&lt;/strong&gt;’luk bir Porsche daha ekledi. Her 6 ayda bir arabasını değiştiren ünlü &lt;strong&gt;komedyen&lt;/strong&gt; geçtiğimiz Mayıs ayında 270 bin euro değerinde bir Porsche Carrera 911 4S satın almıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Mısır polisi, başkent Kahire'nin kuzeyindeki İhvan'a ait bir eğitim kampını &lt;strong&gt;basarak&lt;/strong&gt; 40 genci tutukladı. Nil Nehri kenarındaki Baltim bölgesinde kamp yapan gençlerin &lt;strong&gt;dini konular&lt;/strong&gt;da eğitim aldıkları öğrenilir.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Türkiye Cumhuriyeti'nin 1. Cumhurbaşkanı'nın eşi nasıl giyiniyordu? Ona bakarsın, o da size bir ders olur'' sözlerine, ''İnsanlığın yaşamı, ileriye doğru gelişen bir evrim gösterir. Öyle anlaşılıyor ki Erdoğan, daha bu &lt;strong&gt;evrimin ilk aşaması&lt;/strong&gt;nda'' diye karşılık verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Kanarya’yı korkulu bir rövanş bekliyor. Anderlecht’i Saracoğlu’nda &lt;strong&gt;Alex’in kafası&lt;/strong&gt;yla deviren Kanarya, ilk yarıda iyi, ikinci devrede berbattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;#&lt;/strong&gt;Öğle saatlerinde Küt&lt;strong&gt;ah&lt;/strong&gt;ya-Eskişehir arasında bulunan Sabuncupınar beldesi yakınlarında Türkmen dağında çıkan yangında 0,5 hektarlık orman yandı.Yangının 3 ayrı yerde birden çıkması, &lt;strong&gt;sabotaj&lt;/strong&gt; ihtimalini güçlendirdiği için, 8 kilometre çapındaki bir alanı karantinaya ..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;# # #&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-7912678467135408299?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/7912678467135408299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=7912678467135408299&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7912678467135408299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/7912678467135408299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/08/ah-minel-dnya.html' title='ah minel dünya !'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_LJ6YMh4Rb5g/RsWm8dlfDMI/AAAAAAAAABM/IBRfy6HYQ9A/s72-c/duymuyorum...jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-1636134152923262030</id><published>2007-08-11T12:29:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.062+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğum günü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>.</title><content type='html'>* çok yaşında her zamanki çocuksun gene&lt;br /&gt;ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi ki dogmuşsun, ne iyi yapmışsın quentin :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-1636134152923262030?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/1636134152923262030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=1636134152923262030&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1636134152923262030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/1636134152923262030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/08/blog-post.html' title='.'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-6902662099436905343</id><published>2007-08-02T22:37:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.062+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyalog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>keşke nihat genç abim olsaydı.:)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ben:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; nihat abi&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;n.g:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; bu adamlar var ya, bunlar milleti enayi yerine koyan hödükler!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ben:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; öylelerdir de, ben şey dicektim, sende jelatin var mı, yenilebilir jelatin?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;n.g:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; he jel sehpanın üstünde olcaktı, atin'i de fi tarihinden kaldıgı için attım geçenlerde haha! bak jelatin dedin de, bunlar var ya bunlar, üç kuruşa kutsal vatan topragını elin aç gözlülerine satan jelatin beyinliler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ben:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; jelatin beyinliler, hımm, peki.. şey o zaman, doğala özdeş şeftali aroması var mı acaba sende?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;n.g:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; haydaa, özdeşmiş, aromaymış.. bak napcaksın biliyo musun, bu heriflerin topunu auschwitz'te yakıp, özdeş mözdeş değil bizzat doğal şeftali aromalı sabun yapcaksın ki, görecekler oturdukları yerden atıp tutmayı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ben:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; ya ben jelibon yapcaktım ama evde ne glikoz şurubu kalmış, ne asitlik düzenleyici, jelatin de yokmuş zaten.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;n.g:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; nerden çıktın sen ya, kim gönderdi itiraf et, kapitalist güçlerin oyununa gelmiş saf anadolu insanı numarası da yapma, yutmam. kapitalist dedim de, bunlar var ya postmodern köle bunlar, kutsal mabedlerinde periyodik olarak toplanıp, kapitalizm efendilerine kurbanlar sunan zavallılar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ben:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; tamam, tamam, sinirlenme, gidiyorum ben.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;n.g:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; sinirli değilim ben, sinirli dedim de bu herifler var ya, bunlar adamı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sakın çok fazla nihat genç izleme!&lt;br /&gt;çok izlersen senin de canın, çok feci öfkeli bakmak ve otuz dk da yirmi sekiz kez peşpeşe laf sokabilmek ister. böyle şeyler de bakkalda filan satılmıyor takdir edersin ki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-6902662099436905343?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/6902662099436905343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=6902662099436905343&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6902662099436905343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/6902662099436905343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/08/keke-nihat-gen-abim-olsayd.html' title='keşke nihat genç abim olsaydı.:)'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-2830258715807566586</id><published>2007-07-22T15:29:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.843+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dear diary'/><title type='text'>dear diary</title><content type='html'>dear diary,&lt;br /&gt;everything is wrong with me.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                         &lt;span style="font-style: italic;"&gt;travis'e ve ulu guyton'a saygıyla. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-2830258715807566586?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/2830258715807566586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=2830258715807566586&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2830258715807566586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/2830258715807566586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/07/dear-diary.html' title='dear diary'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-3660518309387148570</id><published>2007-07-13T16:47:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.063+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>nerden çıktı bunlar..</title><content type='html'>çok canım sıkılıyodu quentin. acaba benim canım , ösefagus alt sfinkterinde, pilorda veya ilioçekal valf'in oralarda bi yerde filan mı sıkıştı gibi garip şeyler düşünüyodum. çok dardı oralar hani. mesela nazanın canı hiç sıkılmıyodu, onun canı kesin diaframının üstünde bi yerlerde, böyle nefes alıp verdikçe, bi aşağı bi yukarı gidip geliyo canı, böylece hiç sıkılmıyodu galiba. bi de nazan canı sıkılıyo gibi olunca hemen uyuyodu, o uyurken canı gidip bi hava filan alıyo, cips filan yiyiyo, sonra nazan uyanmadan koşarak gelip nazanın içine giriyodu sanırım. benimse sıkılınca komik bi şeyler düşünmem gerekiyodu ama aklıma hiç komik bi şey gelmiyodu. sanki beş yüz yıldır komik bi şey olmamış gibiydi. sonra birden şu &lt;em&gt;ölüm sonrası değişiklikler&lt;/em&gt; dersi geldi aklıma. ölü morluğu, parşömenleşme, salamurlaşma, tamam komik bi ders değildi ama çok gülmüştüm o derste. hani slaytlardan birinde, bacakları, kolları filan yataktan sarkmış, ama vücudunun geri kalanı hala yatakta olan ölü bi adam vardı. ümit hoca ' işte ölüm katılığına örnek çocuklar ' deyince , aygün ' hocam, adam debelenirken mi katılaşmış ' demişti ya, nasıl gülmüştüm, nasıl.. böyle komik şeyleri üzerinden yetmiş yıl filan gecince anlatmak komik olmuyor tabi ama hayal ederken yine eskisi gibi komik, gerçekten quentin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra biri aklıma hiç komik olmayan bi şey getirdi birden. bu biri annem olabilir. çünkü böyle komik şeyler düşünürken birden odaya girdi ve ' bu masa niye böyle odanın ortasında duruyor ' gibi bi şeyler söyledi sanırım, tam olarak anlamıyodum, çünkü salamurlaşma deyince aklıma zeytinler gelmişti, hani salamura zeytin mi diyolardı, işte zeytinlerin nasıl salamurlaştıgını düşünüyodum. annem odaya girince komik şeyler düşünürken sinaptik aralıga salınan tüm nörotransmitterlerim inhibe oluvermişti ve komik olmayan bazı şeyler gelmeye başlamıştı aklıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine adli tıp stajında bi derste çok feci midem bulanmaya başlamıştı. ders bitsin, ders bitsin, ders bitsin diyodum içimden sürekli, saate bakamıyodum, dersi dinleyemiyodum, öyle kalakalmıştım resmen, bi şey yapınca mesela hocanın ayakkabı bagcıklarına filan bakarken midem daha çok bulanıyodu. ders bitince hemen lavaboya gittim tabi ama aman allahım yüzüm beyaz ötesiydi, casper'ın kuzeni gibi filan görünüyodum. üstelik başım dönmeye, şu gözü kararmak dedikleri şey olmaya başlamıştı. sanırım kusmam gerekiyodu ama bi türlü olmuyodu. beynimde hiç kan kalmamış ve kusma zonu ( CTZ ) inaktif olmuştu herhalde. orda yere çömelmiş, bütün o klozetler, lavabolar, sıvı sabunlar arasında berbat bi haldeydim quentin. şu on beş dk da bir saçını düzeltme ihtiyacı hisseden milyonlarca kızdan biri bile gelmiyodu. bütün bunlar yetmezmiş gibi elektrikler de kesilmesin mi. her şey çok acıklıydı. burda böyle ölürsem, yani eroinman kızın teki gibi, böyle karanlıkta, yere çömelmiş, tuvalette, yüzüm bembeyaz filan annem çok üzülür gibi şeyler düşünüyodum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle işte.. orda öyle ölmedim allahtan, annem çok üzülürdü gerçekten. sadece midem biraz bulanmak, başım da biraz dönmek istemişti sanırım, hepsi bu..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-3660518309387148570?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/3660518309387148570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=3660518309387148570&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3660518309387148570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/3660518309387148570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/07/nerden-kt-bunlar.html' title='nerden çıktı bunlar..'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-9008055315089520643</id><published>2007-07-02T20:51:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.844+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dear diary'/><title type='text'></title><content type='html'>ruby yok okulda&lt;br /&gt;ruby'siz okul daha berbat, ben daha ağlak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-9008055315089520643?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/9008055315089520643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=9008055315089520643&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/9008055315089520643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/9008055315089520643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/07/ruby-yok-okulda-rubysiz-okul-daha.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-827019230736525981</id><published>2007-04-01T11:00:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.845+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dear diary'/><title type='text'>sıkıntıya manasız ve zaman israfı bir bilimsel yaklaşım</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipotez - 1 :&lt;/span&gt; Canın sıkıldığında sebebini biliyorsan ve bunun için bişey yapamayacaksan yada yapmak da istemiyorsan, yani sonuçta hiç bir şey değişmeyecekse bu kötüdür. Çünkü sebepsiz gelen bir sıkıntı yine geldiği gibi sebepsizce gidebilir.  Ama sebebini bildiğin sıkıntı, sen onu çözene kadar orda duracaktır, bunu bilirsin, bişey yapamazsın ve bütün bu hiç bir şey yapamayacağın sürede işte, o, yani sıkıntın, durduğu yerde duracaktır, içinde. (m.q.) bu yüzden sebebini bildiğin sıkıntılar bilmediklerinden daha kötüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipotez - 2 :&lt;/span&gt; sebepsiz sıkıntılar daha kötüdür.  Sıkıntının belli bir sebebi varsa ama çözemeyeceksen, bunu kabullenebilirsin. Bazen biraz zor olabilir ama zamanla mümkün. (a.) Bilinmezlikle karşı karşıya kaldığındaysa daha çok kaybolmuş hissedersin kendini. Sebebini bilmediğinde yapabileceğin hiç bir şey yok yoktur ondan kurtulmak için, çaresizsindir. Sıkıntına kaybolmuşluk ve çaresizlik hisleri de eklenir. (yine m.q.) İşte bu yüzden sebebini bilmediğin sıkıntılar bildiklerinden daha kötüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hipotez - 3 :&lt;/span&gt; (karma hipotez) sıkıntının sebebine ve kişiye göre değişir. (m.q.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-827019230736525981?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/827019230736525981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=827019230736525981&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/827019230736525981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/827019230736525981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/04/skntya-manasz-ve-zaman-israf-bir.html' title='sıkıntıya manasız ve zaman israfı bir bilimsel yaklaşım'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-116765097863188943</id><published>2007-01-01T12:53:00.000+02:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.064+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>kendim içindeyken kafam dışındaysa...</title><content type='html'>'' düşünüyorum da, Platon, seyahat etmek belki gerçekten de biraz canlandırabilir seni.&lt;br /&gt;ruhun kış uykusuna çekilmiş gibi. uyuyakaldın sen, hem de öyle yorgunluktan filan degil,&lt;br /&gt;duygu ve izlenim yetersizliginden '' &lt;br /&gt;                                                                                                                                              ölü canlar /n. gogol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölü canların sonuna dogru bi yerde vasiliy kardeşi platonov'a diyordu bunları. işte dedim, işte bana da olan bu, duygu ve izlenim yetersizligi. acaba dedim, gerçekten işe yarar mıydı seyahat etmek. sonra aklıma m. kutlu' nun  ' ya tahammül ya sefer' kitabı geldi. ya tahammül ya sefer... yani ya tahammül edeceksin, olmadı sefer edeceksin kardeşim, başka da bi şey demiyorum ben sana mı diyor şimdi ? ama ya,  ne tahammül edecek ne de sefer edecek psikolojide degilse insan? olmuyor mu yani, oluyor. tahammül etmek de istemiyorsun, sefer etmek de. sefer etmedigin için burda kalmış oluyorsun. ama burda olan şeylere  tahammül edemedigin için tüm aklın ve kalbinle burda da degilsin. sonra da aklıma şu şarkı geldi, hani ' ya dışındasındır çemberin, yada içinde yer alacaksın, kendin içindeyken kafan dışındaysa...' diye devam ediyordu. ee dedim, kafam dışındaysa, evet, sonra, sonra ? yok, şarkının bundan sonrası yok, dışındaysaaaa diyolar bitiriyolar. olmaz ki, bi şarkı getirilip böyle kritik bi noktada bırakılmaz ki..ya hayatının bundan sonrası sizin yarım bırakmayıp devam ettirdiginiz  küçük bi cümleyle değişebilecek biri varsa orda burda yada şurda. neyse herkes her şeyi yarım bırakıyo zaten, kimsenin sizin varoluşsal problemlerinizle ilgilendiği filan yok. insanlar sizin anneannenizin dedenizle nasıl tanıştıgını merak ediyolar mesela, yada hiç olmadı onlara grönlandda kaç bitki&lt;br /&gt;türü yetiştiginden filan bahsedin bari... varoluşsal problemlermiş, alemsiniz yani!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-116765097863188943?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/116765097863188943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=116765097863188943&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/116765097863188943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/116765097863188943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2007/01/kendim-iindeyken-kafam-dndaysa.html' title='kendim içindeyken kafam dışındaysa...'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-116328069201247897</id><published>2006-11-11T23:30:00.001+02:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.065+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>tahin&amp;ladybird'den gördük, biz de nasil tanıstıgımızı anlatıyoruz</title><content type='html'>quentin : ruby'i ilk gördügümde, henuz ocaklari olmayan mutfaklarinda, bordo etegi ve bordo kapşonlusuyla, kırmızı başlıklı kız modunda salata yapmakta idi. her seyi o kadar ince dogramasi cok ilgimi cekmişti. bu kadar ince dograrsaniz salata yapmanız kim bilir kaç saatinizi alırdı. neyse, o gün ruby hakkında iki sey ogrenmiştim. 1. aynı sınıftaydık ve 2. ruby guzel salata yapıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruby : birinci sınıfın ilk kandilinde quentinler bizim eve geldiler. artık mutfagimizda ocak olsa da, salonda oturacak sadece bir kanepemiz vardı ve quentin ile ben o kanepedeki buyuk sınıflardan degildik, sadece birinci sınıf idik ve yerde halının üstünde oturuyorduk. quentin'in canı çok sıkkın gorunuyordu, halıya eliyle bişeyler yazıyordu. çok ugraştım ama ne yazdığını anlayamadım. o gün quentin hakkında şunu ögrendim : "eger canı sıkılıyorsa, hic bir sey; kalem kagidinin olmaması bile quentin'i yazmaktan alıkoyamaz."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-116328069201247897?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/116328069201247897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=116328069201247897&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/116328069201247897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/116328069201247897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/11/tahinladybirdden-grdk-biz-de-nasil.html' title='tahin&amp;ladybird&apos;den gördük, biz de nasil tanıstıgımızı anlatıyoruz'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115965057005478261</id><published>2006-10-01T00:06:00.001+03:00</published><updated>2008-09-12T13:10:53.982+03:00</updated><title type='text'>Hakkımızda</title><content type='html'>tais toi filmindeki(türkçeye dost musun düşman mı diye çevirmişler) iki dosta nasip olmayan iki dostun yeri adlı bir kafe açma projesinden hareketle, önce iki dostun yeri adlı bir kitapçı açma hayali kuran, sonunda blog açan üniversiteyi aynı şehirde (malesef istanbul olmayan) okuyan ve şimdi ayrı iki şehre düşmüş (malesef ikisi de istanbul olmayan) iki dostun yazdıklarıdır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115965057005478261?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115965057005478261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115965057005478261&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115965057005478261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115965057005478261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/10/aceba-neden.html' title='Hakkımızda'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115848751381144614</id><published>2006-09-17T12:27:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.845+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>"sınav var çalışmadım" hastalığı</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);font-size:130%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;semptomlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;can sıkıntısı. (olmazsa olmaz semptomdur. spesifik olmasa da %100 sensitiftir. )&lt;/li&gt;&lt;li&gt;bilgisayar başında saatler geçirme. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;ders çalışmıyorum ama faydalı bişey yapıyorum; kitap okuyorum kaçışmaları (işte sırf bu yüzden en çok ögrencilik yıllarında kitap okunur. en belirgin klinik örnekler için bakınız: şeyma, fevziye)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;normalde hiç umursanmadigi halde kalkabilirse evi temizlemeye karar verilmesi (genelde kalkılamadıgından ev sınav zamanları hiç temizlenmez, temizlemek daha yogun düşünülmesine ragmen ev, normal zamanlardan daha kirlidir. )&lt;/li&gt;&lt;li&gt;evet, oturdugu yerden kalkamamak. yattıgı yerden kalkamamak. (genel olarak kalkamamak. klinik için bakınız : rukiye)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;televizyon basinda daha önce hiç seyredilmemis, sınavdan sonra da seyredilmeyecek dizilerle saatler gecirilmesi. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;erkenden yatılırsa suçluluk hissedileceginden, muhtelif seylerle oyalanma, uyumama. (böylece sabah da erken kalkılmaz. kalkmamak bir eylem degil, eylemsizlik oldugundan daha kabullenilebilirdir. erken yatmak kadar suçlu hissettirmez. gerci bir grup hasta sabah kalktıklarında "ohh iyi ki de uyumusum çok uykum vardı" derler, hastalığın degisik, nadir görülen bir klinigidir. bakınız : zehra. başka bir klinik de aşırı uyumaktır. bakınız : nazan )&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0); font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;hastalığın seyri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;li&gt;rekürrens ve relapslar gözlenir. nöbetlerle seyreder. sınav yaklaştıkça klinik şiddetlenir. sınavdan çıkınca, önce çöküntü sonra da rezolüsyon dönemlerine girilir. bir hafta sonra hastanın hiç bişeyciği kalmaz. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;hastalığın aşısı yoktur. geçirilmeyle bağışıklık kazanılmaz. konuşma ile bulaşır. ev arkadaslarında salgınlar görülür. öss gibi sınavlar epidemiye sebep olurlar.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;korunmak için düzenli çalışmak gerekir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115848751381144614?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115848751381144614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115848751381144614&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115848751381144614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115848751381144614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/09/snav-var-almadm-hastal.html' title='&quot;sınav var çalışmadım&quot; hastalığı'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115791735912342743</id><published>2006-09-10T22:24:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.846+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><title type='text'>istanbul'dan özlediğim şeyler listesi</title><content type='html'>&lt;ol&gt;&lt;li&gt;evimiz. abimin evimizde olması, ablamın yakındalarda olması ve istedigi zaman bize gelmesi. ailenin evimizde beraber olması. istanbulda bir evimiz olması. liseden arkadaslarla bulustugumuzda aksam bizim evde kalmaları. lisedeyken carsamba günleri okul izin gununde yani, gidecek sıcak ve ucuz bi yer aradigimizda bizim eve gelmemiz. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;fethipaşa korusunda kahvaltı yapmak. fethipaşaya gittigimde oturdugum iki masa. belediyenin mahlepli simiti. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;kadıköydeki kitapçılarda gezmek. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;yahyaefendi türbesindeki huzur. erguvan vakti güzellik. huzur huzur huzur... &lt;/li&gt;&lt;li&gt;üsküdar mihrimah camii'nin üst katı. orda kitap okumak, ağlamak falan.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;radyo eksen. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;kartal anadolu imam hatip'te orta iki. 1997-98 ögretim yılı. yazmak. kartal anafen'de de 1998-1999 yılı. orta üç yani. zaten anafen'e bir yıl gittim sadece.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;atatürk fen'in bahçesi. ordaki agaclar falan. kenarda koselerde, pencere onlerinde aglamak. yatakhanede karanlıkta oturmak. aksam etütleri arasında bahcede cokomik yemek, cay icmek. feneryolu - kartal arası tren yolculukları. sabah etütlerinde uyumak. yatakhanedeki arkadasları sabah namazına kaldırmak. yemek sırasında alt sınıfların önüne gecmek. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;moda çay bahçesi. &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;br /&gt;ilk aklıma gelenler bunlar. hatırladıkça güncellerim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115791735912342743?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115791735912342743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115791735912342743&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115791735912342743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115791735912342743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/09/istanbuldan-zlediim-eyler-listesi.html' title='istanbul&apos;dan özlediğim şeyler listesi'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115679642814007296</id><published>2006-08-28T23:19:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.847+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dear diary'/><title type='text'>mutsuzluk</title><content type='html'>bu pazartesi okul açılıyor.&lt;br /&gt;çok mutsuzuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115679642814007296?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115679642814007296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115679642814007296&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115679642814007296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115679642814007296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/08/mutsuzluk.html' title='mutsuzluk'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115636185190291969</id><published>2006-08-23T22:25:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.065+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyalog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>üniversitede değil ana okulunda tanışsaydık</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/1600/%5BAnimePaper%5Dwallpapers_Ichigo-Mashimaro_SPICA_13563_2.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/400/%5BAnimePaper%5Dwallpapers_Ichigo-Mashimaro_SPICA_13563_2.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;üniversitede degil de ana okulunda tanışsaydık....&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;                                .........&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                                ana okulunda ilk günümüz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                quentin: &lt;/span&gt;hey sen ordaki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                ruby'nin yanında oturan çocuk:&lt;/span&gt; kim, ben mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                quentin:&lt;/span&gt; sen tabi kim olcak, kalk çabuk ordan!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                ruby'nin yanında oturan çocuk:&lt;/span&gt;peki tamam kızma, kalktım işte&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                                quentin yavaşça ruby'nin yanına sokulur&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                quentin:&lt;/span&gt; ee şey selam, ben quentin, eti cin ister misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;                                ruby yogun ilgiden zaten bitap düşmüş, şaşkın bi haldedir : )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;                                ruby:&lt;/span&gt; hımm, tamam olur : )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115636185190291969?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115636185190291969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115636185190291969&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115636185190291969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115636185190291969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/08/niversitede-deil-ana-okulunda-tansaydk.html' title='üniversitede değil ana okulunda tanışsaydık'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115635933320863260</id><published>2006-08-23T21:55:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.066+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'></title><content type='html'>olacak şey deil quentin, cat stevens amcanın benim için yaptıgı sarkıyı duydun mu? adı Rubylove:)&lt;br /&gt;baksana şuna:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;who'll be my love&lt;br /&gt;you'll be my love&lt;br /&gt;you'll be my sky above&lt;br /&gt;who'll be my light&lt;br /&gt;you'll be my light&lt;br /&gt;you'll be my day and night&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruby glikya&lt;br /&gt;ela xana, ela xana,.....buralarda rumca&lt;br /&gt;bişeyler söylüyo, yaklaşık olarak şöyle&lt;br /&gt;diyo: ah rubycim, o ne muhteşem blog öyle,&lt;br /&gt;sizin blog yani, postlar başka güzel, commentler&lt;br /&gt;başka...ruby, ruby... aygün, quentin, ben, herkesler,&lt;br /&gt;hepimiz seni çok seviyoruz:))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruby my love&lt;br /&gt;you'll be my love&lt;br /&gt;you'll be my sky above&lt;br /&gt;ruby my light&lt;br /&gt;you'll be my light&lt;br /&gt;you'll be my day and night&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güzel dimi quentin;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115635933320863260?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115635933320863260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115635933320863260&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115635933320863260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115635933320863260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/08/olacak-ey-deil-quentin-cat-stevens.html' title=''/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115610617033680112</id><published>2006-08-20T23:34:00.001+03:00</published><updated>2008-09-26T17:07:13.280+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktibas'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dua'/><title type='text'>evrad-i kudsiye'den</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt; &lt;/span&gt;Allah'ım! Bizimle günahlar arasına engel olacak bir korkuyu bize nasip et. Mukaddes sığınak olan cennetine bizi sokacak bir taat ve ibadet ihsan et. Dünya musibetlerini bize kolaylaştırak bir yakîn ve iman ikram et... Bizi yarattıklarının en iyisi ile haşret... Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan, gözlerimizden, diğer duyularımızdan bizi faydalandır. O'nu (sav) bize varis kıl. İntikamımızı, bize zulmedene çevir. Düşmanımıza karşı bize yardım et. Günahlarımızı affet. Musibetleri başımızdan kaldır. Kalplerimizi nurlandır. İhtiyaçlarımızın temininde bize yardım et. Ana babalarımız rahmetine mazhar kıl. Dünyayı en önemli gayemiz ve nihai bilgi hedefimiz yapma. Din ve dünya işlerimizde bize musibet veme! Bizi helalinden rızıklandır. Sen Erhamür-rahimin'sin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ım! Katından öyle bir rahmet istiyoruz ki, onunla akıl ve kalplerimize hidayet veresin, onunla karışıklığımızı kaldırasın, durumumuzu düzeltesin, hastalarımıza şifa veresin, amellerimizi ve vakitlerimizi paklaştırasın, doğru kararları bize ilham edesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ım! Senin katından öyle bir rahmet istiyoruz ki, onunla akıl ve kalbimize hidayet veresin, onunla karışıklığımızı kaldırasın : Durumumuzu düzeltesin, hastalarımıza şifa veresin; amellerimizi ve vaktlarımızı paklaştırasın, doğru kararları bize ilham edesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ım! Senin samedâniyetin, vahdâniyet'in ferdâniyet'in parlak izzetin ve geniş rahmetin ile sana yalvarıyoruz ki, kulaklarımıza bir nur, gözlerimize bir nur, cesedlerimize bir nur, kalplerimize bir nur, duygularımıza bir nur, ruhlarımıza bir nur ve önümüze rehber olacak bir nur kılasın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;mütercim : bahaeddin sağlam&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;....mirac kandiliniz mübarek olsun. allah hayırlı dualarımızı kabul etsin. bizleri cehennem azabından korusun...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115610617033680112?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115610617033680112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115610617033680112&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115610617033680112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115610617033680112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/08/evrad-i-kudsiyeden.html' title='evrad-i kudsiye&apos;den'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115514481508881005</id><published>2006-08-09T20:07:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.848+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;bir roman denemesine giriş, 2006 baharı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ruby çok mutsuzmuş. montargisli quentin de çok mutsuzmuş. montargisli quentin öyle diyormuş. tutunamıyorlarmış. romanın adını da bulamıyorlarmış zaten. en çok onlar kırılıyormuş. nadie en candie laslamparasmış. çarklar arasında kalmışlar. suç kiminmiş, ceza kimeymiş. ruby soruyormuş kendine. "quo vadis? quo vadis?" bilmiyormuş. bir gün ruby, montargisli quentin ve ş. çavdar tarlasında bir takım çocuklar görmüş. yükseltin tavan kirişini ustalar diye bağırmışlar bu çocuklara. montargisli quentin, ruby ve ş.'nin çok uzaklarda bir arkadaşları varmış, f. . f. öfke doluymuş. özellikle c. diye bir adamdan hiç hazzetmiyormuş. c. kulağında kürdanla dolaşan, yeşil takımları olan tuhaf bir adammış. ruby, montargisli quentin, ş.  ve f. gibileri antijen gibi görürmüş, bu c. . bilakis kendisinin otoimmun bir hastalığı varmış, oh olsunmuş. ah ah, one more cup of coffee olsaymış şimdi. yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık, hep yalnızlık varmış sonunda. yalnızlık ömür boyuymuş. kardeşim demiş ruby montargisli quentin'e. acılarıma da kardeş olur musun demiş... onlar sanıyorlarmış ki sussak mesela kalmayacak. onlar sanıyorlarmış ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacakmış. bizden kurtulsalar vicdan azabından, o da olmasa tanrının gazabından kurtulamayacaklarmış. montargisli quentin'e kimse sarı laleler almamış çiçek pazarından. ruby'ye de almamış. dervişler ölmesin demiş f. f. cennetlikmiş. montargisli quentinin amansız bir hastalığı varmış. hipergrafi hastasıymış. ama herkes gülüyormuş bunu söylediginde. ruby ders çalışamıyormuş. kendini çalışma masasına bağladığı halde çalışamıyormuş. neyse, sakın kimseye birşey anlatmayın. herkesi özlüyorsunuz sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;izmitte dağınık bıraktığım odamı toplarken defter kitap yığınlarının arasından çıkan bir kağıtta işte bunlar yazılı idi sayın okuyucular.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115514481508881005?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115514481508881005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115514481508881005&amp;isPopup=true' title='38 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115514481508881005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115514481508881005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/08/bir-roman-denemesine-giri-2006-bahar.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>38</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115506501219104172</id><published>2006-08-08T22:17:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.068+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyalog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;mr. x: &lt;/strong&gt;niçin üzülüyorsun ki? hiç bir eksigin yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;kafka: &lt;/strong&gt;haklısın, hiç bir eksigim yok, kendimden gayrı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115506501219104172?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115506501219104172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115506501219104172&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115506501219104172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115506501219104172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/08/mr.html' title=''/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115444324465999162</id><published>2006-08-01T17:31:00.002+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.068+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'>kim ne okumuş post'u</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SHtSbAnt8iI/AAAAAAAAAAg/lAECbt2AfSQ/s1600-h/%C3%BC%C3%A7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SHtSbAnt8iI/AAAAAAAAAAg/lAECbt2AfSQ/s400/%C3%BC%C3%A7.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222858816842756642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;montargisli quentin&lt;br /&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;kamil mürsitlerin mirası&lt;/span&gt;. ahmet yüksel özemre, necmettin sahinler. timaş&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;sözün ve sükûtun renkleri. &lt;/span&gt;fatma karabıyık barbarosoğlu, iz yayıncılık&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-&lt;/span&gt; &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;40 gözaltı öyküsü ve diğerleri. &lt;/span&gt;sadık yalsızuçanlar, sel yayıncılık&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;aşkın zembereği. &lt;/span&gt;cem akaş, sel yayıncılık&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;elveda ankara.&lt;/span&gt; sakine akça. beyan yayınları&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;ertesi dünya&lt;/span&gt;. abdullah harmancı. birun yayınları&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-&lt;/span&gt; &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;amat, &lt;/span&gt;ihsan oktay anar. iletişim yayınları&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;bagdat duserken&lt;/span&gt;. zeki bulduk. birun yayınları&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;üzgünlük. uçuş denemeleri.&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;ibrahim tenekeci&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;gizli özne. &lt;/em&gt;nihan kaya, dergah yayınları&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;baba ve piç, &lt;/span&gt;elif şafak, metis yayınları&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;pinhan, &lt;/em&gt;elif şafak&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;ufukların sultanı fatih sultan mehmet, &lt;/em&gt;mustafa armağan&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;küller altında yakın tarih, &lt;/em&gt;mustafa armağan&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;osmanlı'yı yeniden keşfetmek&lt;/em&gt;, ilber ortaylı&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;iman ve küfür muvazeneleri, &lt;/em&gt;bediüzzaman&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;fasıldan fasıla 5, &lt;/em&gt;m.fethullah gülen&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;menekşeli mektup, &lt;/em&gt;mustafa kutlu&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;şibumi, &lt;/em&gt;travenian&lt;br /&gt;- &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;abdülhamid'in kurtlarla dansı&lt;/span&gt;, mustafa armağan&lt;br /&gt;- &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;reis bey&lt;/span&gt;, necip fazıl kısakürek&lt;br /&gt;- &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;gece ibadeti&lt;/span&gt;, abdülhakim yüce&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;kabus,&lt;/em&gt; alev alatlı&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;kuyucaklı yusuf,&lt;/em&gt; sabahattin ali&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;osmanlı tarihinde maskeler ve yüzler&lt;/em&gt;, mustafa armağan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;ruby&lt;br /&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;16&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt; hapworth 1924&lt;/span&gt;, j.d.salinger.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;- &lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;müslümanca düşünme üzerine denemeler&lt;/span&gt;, rasim özdenören&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-&lt;/span&gt; &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;cenab-i aşk'a dair&lt;/span&gt;, dücane cündioğlu&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-&lt;/span&gt; &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;şu babamın işleri&lt;/span&gt;, carlos bulosan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;-&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;pastoral senfoni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;&lt;/span&gt;, andré gide&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;pekin mektubu, &lt;/em&gt;pearl s. buck&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;şehir mektupları,&lt;/em&gt; mustafa kutlu&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;sırlı tuğlalar, &lt;/em&gt;sadık yalsızuçanlar&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;halama benzedigim için&lt;/em&gt;, cihan aktaş&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;ahir zaman gülüşleri&lt;/em&gt;, f. karabıyık barbarosoglu&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;ertesi dünya&lt;/em&gt;, abdullah harmancı&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;yakınlık, &lt;/em&gt;mustafa ulusoy&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;muhteris,&lt;/em&gt; abdullah harmancı&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;mızraksız ilmihal, &lt;/em&gt;mehmet efe&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;menekşeli mektup, &lt;/em&gt;mustafa kutlu&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;kalanlar, &lt;/em&gt;ahmet kekeç&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;hiçbişey, &lt;/em&gt;gökhan özcan&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;şimdiki zamanın izinde, &lt;/em&gt;selahattin yusuf&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;üzgünlük, &lt;/em&gt;ibrahim tenekeci&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;uçuş denemeleri, &lt;/em&gt;ibrahim tenekeci&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- güzellik uykusu, &lt;/em&gt;ibrahim tenekeci&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- peltek vaiz, &lt;/em&gt;ibrahim tenekeci&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- üç köpük, &lt;/em&gt;ibrahim tenekeci&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- kalbin direnişi, &lt;/em&gt;kemal sayar&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;ölü canlar, &lt;/em&gt;nikolay gogol&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;duyguların dili, &lt;/em&gt;nevzat tarhan&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;hiçbir şeye katılmıyorum hiçbir şeye ..., &lt;/em&gt;mehmet efe&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;elveda ankara,&lt;/em&gt; sakine akça&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;chef,&lt;/em&gt; mustafa kutlu&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;ebuzer,&lt;/em&gt; hakan albayrak&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;tufandan önce&lt;/em&gt;, mustafa kutlu&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;siz adamı ölmekten güldürürsünüz&lt;/em&gt;, mine sota&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;bahçıvan&lt;/em&gt;, tagore&lt;br /&gt;-&lt;em&gt; istanbul'a hasret, &lt;/em&gt;necip fazıl kısakürek&lt;br /&gt;-&lt;em&gt; kendi iklimimiz, &lt;/em&gt;m.f. gülen&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;bismillah hotel,&lt;/em&gt; hakan albayrak&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;gül yetiştiren adam, &lt;/em&gt;rasim özdenören&lt;br /&gt;-&lt;em&gt; şebek romanı, &lt;/em&gt;ayşe şasa&lt;br /&gt;- &lt;em&gt;fikir atlası, &lt;/em&gt;m.f.g&lt;br /&gt;-&lt;em&gt; kitabu'l kalb, &lt;/em&gt;r.kayan&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- ülkesi olmayan adam,&lt;/em&gt; kurt vonnegut&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115444324465999162?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115444324465999162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115444324465999162&amp;isPopup=true' title='36 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115444324465999162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115444324465999162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/08/kim-ne-okumu-postu.html' title='kim ne okumuş post&apos;u'/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SHtSbAnt8iI/AAAAAAAAAAg/lAECbt2AfSQ/s72-c/%C3%BC%C3%A7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>36</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115331828171276992</id><published>2006-07-19T17:11:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.849+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/1600/cay2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/400/cay2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ruby, gel senle güneş batarken birer çay içelim şöyle....&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115331828171276992?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115331828171276992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115331828171276992&amp;isPopup=true' title='35 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115331828171276992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115331828171276992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/07/ruby-gel-senle-gne-batarken-birer-ay.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>35</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115309037480215189</id><published>2006-07-17T01:34:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.849+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul mokul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='izmit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktibas'/><title type='text'></title><content type='html'>biriniz bir kaç yıldız taksın gokyüzüne&lt;br /&gt;biriniz çay hazırlasın&lt;br /&gt;biriniz akşam olsun&lt;br /&gt;içinde atların öldüğü müzik susunca&lt;br /&gt;biriniz çocukluğuna sarılıp kuyuya insin&lt;br /&gt;biriniz onun uzattığı şiiri okusun&lt;br /&gt;ağlamak gerekiyorsa biriniz ağlasın&lt;br /&gt;biriniz akşam olsun yeniden&lt;br /&gt;biriniz yağmuru dansa kaldırsın&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iyi geceler bayım/mevlana idris &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aygün çay hazırlasın, en hızlı o demler.  ruby akşam olsun, karanlık havaları sever ruby. ryu yağmuru dansa kaldırsın. tahin şiir okusun, ben ağlarım gerekirse. ben hep ağlarım zaten.  anonymouslardan biri kuyudan şiir uzatsın. nelly bir kaç yıldız taksın gökyüzüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zehra bize bakıp gülsün. fevziye de benimle ağlasın. nazan uyusun. hale hepimize kivi getirsin. öznur sabah bizi kahvaltiya cagirsin. tuba bana bir atkı daha örsün. zeynep şarkı söylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yada isteyen istedigini olsun : )&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115309037480215189?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115309037480215189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115309037480215189&amp;isPopup=true' title='52 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115309037480215189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115309037480215189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/07/biriniz-bir-ka-yldz-taksn-gokyzne.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>52</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115296697543065450</id><published>2006-07-15T15:25:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:13:31.069+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyalog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ruby yazıları'/><title type='text'></title><content type='html'>''&lt;span style="font-size:85%;"&gt;entel de insan''&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;            &lt;strong&gt;kibariye&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;kahkahalarla güldüm quentin:)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115296697543065450?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115296697543065450/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115296697543065450&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115296697543065450'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115296697543065450'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/07/entel-de-insan-kibariye-kahkahalarla.html' title=''/><author><name>ruby</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01755393176329297319</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LJ6YMh4Rb5g/ScaT2cKQjOI/AAAAAAAAAGY/GkRCjQcKCy8/S220/10fd1b61859cd85f9892d4480a8c85d1.jpg'/></author><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115295259023509197</id><published>2006-07-15T11:34:00.002+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.850+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyalog'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;montargisli quentin :&lt;/span&gt; ruby, canım sıkılıyor&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ruby :&lt;/span&gt; sıkılcak tabi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tüm zamanları kapsayan genel bir diyalog&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115295259023509197?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115295259023509197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115295259023509197&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115295259023509197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115295259023509197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/07/montargisli-quentin-ruby-canm-sklyor_15.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115283090179275014</id><published>2006-07-14T01:25:00.002+03:00</published><updated>2008-08-27T22:21:48.983+03:00</updated><title type='text'>mirros mask</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/1600/bscap0003.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/200/bscap0003.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;geçen gece bir film seyrettim ruby, mirror mask. değişik, güzel. benim olduğum şehirde (malesef istanbul değil) bile bu film bulunabiliyorsa, umuyorum senin oldugun şehirde (malesef yine istanbul degil) de vardır. vcd sini felan kirala, seyret derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yandaki resim screenshot oldugundan net değil, pek beceremiyorum bu işleri. burda filmin kahramanı hanım kızımız çoraplarıyla kukla şovu yapıyor. izmitte ben de terliklerimle deneyebilirim belki. gerçi onlar sürekli siyaset yaparlar. benim terlikler yani. sanırım adlarını degiştirmeliyim. neyse.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/1600/bscap0007.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1588/3200/200/bscap0007.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne hoş bir odası var degil mi. ışıklı mışıklı.  bu resmin sonuna kadar yazı olsa post daha iyi durur, ama aklıma yazacak bir şey gelmiyor ruby. sen tamamlarsın. benden bu kadar.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115283090179275014?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115283090179275014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115283090179275014&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115283090179275014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115283090179275014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/07/geen-gece-bir-film-seyrettim-ruby.html' title='mirros mask'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115193320377967958</id><published>2006-07-03T16:25:00.000+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.851+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'></title><content type='html'>aslında bizim hayalimiz "iki dostun yeri" ni kitapçı dükkanı olarak açmaktı. nasip blog sayfasıymış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115193320377967958?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115193320377967958/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115193320377967958&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115193320377967958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115193320377967958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/07/aslnda-bizim-hayalimiz-iki-dostun-yeri.html' title=''/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29928034.post-115080107057829609</id><published>2006-06-20T13:57:00.001+03:00</published><updated>2008-08-17T22:14:42.851+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğum günü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mq yazıları'/><title type='text'>çay ocagi</title><content type='html'>emine, sevgili arkadaşım, iyi ki beni çok seviyosun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29928034-115080107057829609?l=ikidostunyeri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/feeds/115080107057829609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29928034&amp;postID=115080107057829609&amp;isPopup=true' title='356 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115080107057829609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29928034/posts/default/115080107057829609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ikidostunyeri.blogspot.com/2006/06/ay-oca.html' title='çay ocagi'/><author><name>mq</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14705918593907764771</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://bp0.blogger.com/_RXdDKRC5ya4/SJRf_jHkXTI/AAAAAAAAABg/G8nCp3fF6Ew/S220/doktor2.jpg'/></author><thr:total>356</thr:total></entry></feed>
